“Biz yandık, bittik ama kül olamadık; sadece söndük."
Ölüme Fısıldayan Adam'da okyanusta boğulanların, bu kitapta o okyanustan nasıl yara bere içinde kıyıya vurduklarını izliyoruz. Büşra Yılmaz, bu kez sadece bir aşkı değil, bir "ailesizliğin" ve birbirine tutunarak hayatta kalmaya çalışan kırık ruhların destanını yazmış.
İnceleme Notları:• Özgür’süz Bir Dünya mı?: Kitabın en büyük sancısı Özgür Gencay'ın yokluğuyla (veya gölgesiyle) baş etmeye çalışan Yosun'un ruh hali. Okur, her sayfada Özgür'ün fısıltısını arıyor.
• Kibrit Çöpü Metaforu: İlk kitapta yanmaktan korkan çöpler, bu kitapta birer mezar taşına dönüşüyor. Yazar, "yanıp kül olmak" yerine "yanıp sönmenin" verdiği o bitmek bilmez sızıyı harika işliyor.
• Grup Dinamiği: Sadece Yosun ve Özgür değil; Tilki, Balık ve diğerlerinin arasındaki o hüzünlü bağ, okuru "aidiyet" kavramı üzerine düşündürüyor.
"Burası bizim mezarlığımız Yosun. Kimsenin uğramadığı, sönmüş kibrit çöplerinin yan yana dizildiği o ıssız yer..."Sonuç:
Eğer ilk kitabı okuyup kalbinizi okyanusta bıraktıysanız, bu kitap o kalbi geri vermiyor; aksine o kalbin neden hala sızladığını anlatıyor. Karanlık, melankolik ve her şeye rağmen "birbirimizden başka kimsemiz yok" diyenlerin başucu kitabı.
Büşra YılmazKibrit Çöpü Mezarlığıkadir deniz