Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan ve Hüseyin Nihal Atsız’ın İslamiyet öncesi Türk tarihi üzerine kaleme aldığı yazıları bir araya getirmeyi amaçlayan kıymetli bir eserdir. Kitabın arka bölümünde, milattan önceki dönemde Orta Asya’daki Türk topluluklarının coğrafi dağılımını gösteren geniş bir harita da yer almaktadır.
Bu tür derleme çalışmalarını son derece faydalı buluyorum. Atsız’ın farklı mecralarda dağınık hâlde bulunan tarihsel yazılarını tek bir ciltte toplayıp geniş kitlelere ulaştırması, eserin işlevselliğini artırıyor. Genellikle edebiyatçı kimliği ve Türkçülük akımının fikrî önderi olarak tanınan Atsız’ın, tarihçi yönünün ve tarih yazımına yaptığı bilimsel katkıların da mutlaka bilinmesi gerekmektedir. Saygı duyulması gereken bilimsel çalışmalara imza atan büyük Türkçüye, bu yönüyle de iade-i itibar etmek ve hakkını teslim etmek elzemdir.
Atsız’ın 1933-1936 yılları arasında yazdığı makaleleri bizzat derleyerek kitaplaştırdığı bu eser; Ötüken Neşriyat’ın 13. baskısıyla (Aralık 2025 itibarıyla) okuyucuya sunulmuştur. Yaklaşık 280 sayfadan oluşan çalışma, Hunlardan başlayarak Göktürk Devleti’nin kuruluşuna (M.S. 552) kadar uzanan İslamiyet öncesi dönemi ele almaktadır. Atsız; eserinde Joseph de Guignes ve Yakinf Biçurin gibi yabancı kaynakları karşılaştırmalı olarak kullanmış, Zeki Velidi Togan’ın çalışmalarından da yararlanarak Türk boylarını “sülale” perspektifinden incelemiştir. Kronolojik bir akışla ilerleyen kitapta; Çin kaynaklarındaki isim karmaşaları, göç yolları ve siyasi gelişmeler titizlikle işlenmiştir. Atsız, bu yazıları henüz olgunlaşmamış bir ön hazırlık niteliğinde gördüğü için eserine mütevazı bir yaklaşımla “Toplamalar” adını vermiştir.
Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri de arkasındaki geniş haritadır. Bu harita, Orta Asya’daki Türk topluluklarının yerleşimini bütün açıklığıyla göstererek okuyucunun kronolojiyi mekânla birlikte zihninde daha iyi oturtmasını sağlamaktadır. Atsız’ın edebiyatçı kimliğinin gölgesinde kalan araştırmacı yönü, işte bu tür eserlerde kendini en güçlü biçimde ortaya koymaktadır. O; Türk tarihini iki anayurtlu (Orta Asya ve Horasan-Anadolu) bir bütün olarak değerlendirmiş, devlet kavramını salt hanedan değişikliklerinden ayırmış ve resmî tarih tezlerini millî bir perspektifle eleştirmiştir. Daha sonra kaleme aldığı "Türk Tarihinde Meseleler" ve "Türk Edebiyatı Tarihi" gibi kitaplarında bu temelleri çok daha ileriye taşımıştır. Ötüken Neşriyat’ın bu derlemesi, hem yazarın bilimsel yönünün unutulmasını önlemekte hem de yeni araştırmacılara önemli bir kapı aralamaktadır.
Sonuç olarak, Atsız’ı yalnızca romanları ve şiirleriyle tanımak son derece eksik bir yaklaşımdır. O; tarih yazımına kronoloji, kaynak karşılaştırması ve millî bakış açısıyla önemli katkılar sunmuş, tarihçi kimliğiyle de büyük saygıyı hak eden bir aydındır. Bu tür derleme kitaplar sayesinde genç nesiller, büyük Türkçünün bilimsel derinliğini de tanıyarak ona gereken değeri verebilmektedir. Türk tarihine dair böyle titiz çalışmaların artması, hepimizin ortak temennisidir.
Kitabın arka kapağındaki yazı şöyledir;
"Bu kitap H. Nihal Atsız hocanın 1933-1936 yılları arasında yazdığı makalelerin yine kendisi tarafından toplanıp yayınladığı bir “toplama”dır. Hocanın bunları, yaptığı çalışmalar henüz olgunlaşmadığı için, bir ön hazırlık olarak yayınladığını belirtmek maksadıyla “toplamalar” ismiyle kitaplaştırdığını söylemek yanlış olmaz diye düşünüyoruz. Konuyu böyle ele alınca, konunun o günden bugüne muhtelif araştırmalar ve eserlerle zenginleşmiş olduğunu, onun için de kitaptaki bilgilerin yeni veriler ışığında değerlendirilmesi gerektiğini, muhtevasındaki yanlışlıklarının, yanılgılarının, hataların bu yeni veriler doğrultusunda düzeltilmesinin, eksikliklerin tamamlanmasının, bunlara yeni bilgiler eklenmesinin yeni araştırmacıların himmetine bağlı olduğu da aşikârdır. Biz bu çalışmayı, Atsız Hoca’nın türk tarihi üzerindeki çalışmasının bir başlangıcı olduğunun göstergesi olarak bilinmesi ve bir köşede unutulmaya mahkûm bırakılmaması için yayınlayıp okuyucuların ve araştırıcıların dikkatine sunuyoruz. Tarihçilerden Türk Tarihi’nin başlangıcından günümüze en mükemmel şekilde ortaya konmasında gecikildiğini görmelerini ve bu onur verici görevi bir an önce yerine getirecek gayreti göstermelerini, bunun sorumluluğunu vicdanlarında duyarak hareket etmelerini bekliyoruz."
MUZAFFER KOÇ