Türk öykü yazımında adından çok söz ettirmiş yazar Füruzan’ın asıl adı Feruze Çerçi. Bir dönem evli olduğu karikatürist Turhan Selçuk’tan dolayı Füruze Selçuk adını da kullanmış. 1932 İstanbul doğumlu.
Benim sinemalarım(7) öyküsüyle başlayan kitaptaki diğer öyküleri; Temizlik Kolu ( 41), Seyyid (60), Bir Evin Dıştan Görünüşü (75), Günübirlik Adada (119) ve Kış gelmeden (146) dir.
Benim Sinemalarım:
Yorumlarda bu tanımı kullanmayı sevmiyorum ama “benim sinemalarım” öyküsü tek kelimeyle muhteşem. Yazıldığı dönemin (1973) İstanbul’undaki ruhsuz, yoksul ve sevgisiz bir ailenin genç kızı anlatılan. Kitapta ilk dikkat çeken yazarın duru ama çarpıcı dil ustalığı. Betimleme ve karakterin ruh durumu anlatımları sanki en uygun kelimeler bulunarak yapılmış. Kısacık olmasına rağmen koca bir roman okumuş hissi vermekle beraber aynı büyüklükte ağırlığı da üstünde bırakıyor okuyucunun. Yaşayan ölü bir ailenin sinemaya düşkün yeni yetme kızı Nesibe. Para kazanmak için büyük erkeklerle yatıyor körpe bedeniyle... Çok söze gerek yok zira çok söz kaldırır mevzu... 1990 yılında Gülsün Karamustafa ile yönetmenliğini yaptıkları filmin başrolünde, zamanının efsane güzelliği Hülya Avşar bulunuyor. Pek sinemadan anlamasam da bu filmin çok iyi olduğunu hatırlıyorum.
Temizlik Kolu:
Bu öykünün teması da fakir genç kız gibi görünse de aslında öne çıkan doksan yaşına yaklaşmış adını öğrenemediğimiz babaanne. Yazar öyküyü tanrı anlatıcının ağzından değil de genel olarak diyaloglar üzerinden okuyucuya veriyor. Teknik olarak yazarın tarzı çok iyi ya benim diyeceğim başka. Kısacık hikaye ile okuyucuyu sarsmak kolay değil. Yazarın dili kullanma becerisi burada çok önemli, az cümleyle çok şey anlatabilmek. Önceki hikayesi Benim sinemalarımdaki çarpıcı anlatım burada da devam ediyor ve anlatılanlar sanki yanıbaşınızda olmuş hissini okuyucuya veriyor. Öykünün sonu açık bırakılarak okuyucunun durumu daha fazla düşünmesi sağlanıyor.
Seyyid:
İstanbul’un yarısı Sivas’lı derler bilir misiniz? 1972 yılında yazılmış bu öykü, on yaşlarında Seyyid babası rahmetli olmuş, Sivas’tan anası ve ağasıyla kalkmış İstanbul’a gelmişler tüm fukaralıklarıyla. Ağası Zülali Alamanyaya işci gidecek çok para kazanınca da dönecek... Seyyid Eminönü’nde bir iş hanında köylüsünün yanında çaycılığa başlar, okuma yazma yok, sayıları bilir ama... Bu öyküde de fakirlik ve garibanlığın etkisiyle tutunamayan insanlar ön planda. Anlatılan olay tanıdık ya, dil başka. #30127647 alıntıya bakınız lütfen. Gurbetçiliğin içine oturması... Iğım Iğım korkunun yayılması... Gurbetin yadsınıp köye dönüş özleminin anlatımı... Hikayeyi okuyucunun zihninde net bir görüntüye dönüştürmesini iyi biliyor yazar. Tüm karakterler erkek ve anlatılan erkeğin dünyası. Bu dünyanın en ince detayına kadar anlatımı kadın yazarın gözlem kabiliyetini düşürüyor okuyucunun aklına. İyi öykücülerin gözlem gücü çok mu gelişmiş oluyor hep?
Bir Evin Dıştan Görünüşü:
Güzel isim bu öyküye. Önceki anlatılan onca yoksulluklardan sonra orta gelirli bir ailenin dünyasına geldik. Rahmi Bey emekliliği yaklaşmış memuriyeti boyunca hep namuslu olmaya çalışmış, hırstan uzak durmuş aile babası. Fitnat Hanım zengin olma meraklısı, gösterişi ve hava atmasını seven ama gelirlerinden dolayı bunları yapamayıp bunun suçunu da kocasında bulan memur eşi. Bir kızları bir de oğulları var. Oğul anasının gazıyla okumuş. Okuyup büyük adam olacak bunun için de her bir şeyi yapacak yüksek inşaat mühendisi. Öykünün çoğunu Fithat Hanım’ın bilincinden vermiş yazar. Okuması keyifli ve tanıdık yani bizden olaylar anlatılan.
Günübirlik Adada:
Kitabın nispeten kısa öyküsünün baş karakteri, İstanbul adalarından birindeki zengin konağına bahçıvan tanıdığı vasıtasıyla yanaşma olarak giren Cennet, daha onbeş yaşında. Adaya günübirlik gelen ise taze işten ayrılmış gariban babası, gelme nedeni ise Cennet’in aylığını bir gün önceden alacak olması. Karısı hasta kendisi işsiz, yılgın, öyle süklüm püklüm... Yazarın çoğu öyküsünde karşımıza çıkan, var olma mücadelesi veren yoksul kadın teması gene önde. Bence güzel öykünün teması da önemli ya asıl önemli olan ve bana okuma tadını veren yazarın yazım üslubu. Aşağıdaki cümleyi örnek olarak buraya ekleyelim ki okuyucuya fikir versin.
“Evin içinde yaz günlerine özgü, ince seslerden örülmüş dinlendirici bir kimsesizlik vardı. S:138”
Kış gelmeden:
Öyle sıradan bir yaşantı iyi bir yazarın elinde destana dönüyor. İyi bir edebi metin insan zihnini darmadağın edebiliyor. Füruzan bu öyküsünde bir aile dramını işlerken karakterleri derinlemesine inceliyor ve tüm öykülerindeki gibi ayrıntılarla anlatımını zenginleştiriyor.