Puan vermedi·128 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Mayıs 2026 19:01 Bazı kitaplar büyük hikâyeler anlatır. Savaşlar olur, şehirler yıkılır, hayatlar değişir. Fernanda Trías’ın Çatı Katı ise neredeyse yerinden kıpırdamıyor. Ama buna rağmen uzun zamandır okuduğum en sarsıcı metinlerden biri oldu.
Kitap boyunca karnında babasının çocuğunu taşıyan bir kadının sıkışmışlığını okuyoruz. Ama bu sıkışmışlık sadece fiziksel değil. Romanı biraz da “mekân = zihin” üzerinden okumak mümkün bence. Ev sadece bir yer değil; kadının zihni gibi çalışıyor. Dar, kontrolsüz, tekrar eden, kaçışı olmayan bir alan. Bu yüzden okur olarak sen de o evden çıkamıyorsun. Kitap ilerledikçe evin içine daha fazla gömülüyorsun. Kafesteki kuş gibiyiz.
Ensest gibi sarsıcı bir mesele var merkezinde ama Trías bunu o kadar sıradan bir şey gibi anlatıyor ki, ürpertiyor insanı. Çünkü asıl mesele, tüm sınırların silinmiş olması. Aileye, mahremiyete dair bir sınır yok ortada artık. İnsan okurken sürekli görünmez bir ihlalin içinde hissediyor kendini.
Bir başka ağırlık da kadının yalnızlığından geliyor. Bu sıkışmışlık sadece fiziksel değil; duygusal ve ekonomik bağımlılıkla da ilgili. Kaçamıyor ama bunun nedeni yalnızca korku değil. Hayatı zaten daralmış. O yüzden roman boyunca hissedilen çaresizlik çok gerçek geliyor.
Beni en çok etkileyen şeylerden biri de Trías’ın dili. Çok sade ama boğucu bir dili var. Büyük olaylarla ya da dramatik çıkışlarla değil; küçük tekrarlarla, detaylarla, sessizliklerle sıkıştırıyor okurunu.
Finalde okurunun nefesini kesip bırakan, fısıltısı insanın içinde yankılanmaya devam eden bir kitap. Uzun süre aklımdan çıkmayacak.
#handesugöçmen çevirisi