Okumadan önce sadece bir yasak aşk hikayesi sanıyordum; oysa Lev Tolstoy bildiğin insan ruhunun röntgenini çekmiş. Anna’nın o tutkulu ama sonu uçurum olan yalnızlığı bir yanda, Levin’in tarlada çalışırken bulduğu o sessiz huzur diğer yanda...
Dürüst olayım, Anna’ya yer yer çok kızdım, bazen de onu yargılayan o ikiyüzlü cemiyete ondan daha çok öfkelendim. Kitap boyunca aslında şunu sorguladım: Kendi doğrunla yaşamanın bedeli bu kadar ağır mı olmalı?
Özetle; bin sayfa boyunca bir kadının raylar altına gidişini değil, bir insanın kendi vicdanında nasıl boğulduğunu izledim. Bu devasa eseri bitirince anladım ki, hepimiz bir parça Anna, biraz da Levin'iz. Zor bitti ama bittiğinde beni de biraz büyüttü.