Yazar kökeni : İtalyan
Romanın havası : Sessiz koridorlar, taş kaleler, bitmeyen nöbetler, kaybolan zaman hissi
Verdiği duygu: Geç kalmışlık hissi, içe çöken yalnızlık, hayatın anlamı arayışı, varoluş sancısı , zamanın acımasız akışı
Tatar Çölü o kadar beğendiğim bir kitap oldu ki… Gerçekten insanın hayatını 'bir gün yaşayacağım' beklentisiyle tüketmesini anlatan en sarsıcı romanlardan biri bence. Çok sade ilerleyen bir hikaye gibi duruyor olsa da altındaki duygu inanılmaz güçlü.
Roman boyunca zaman akıyor, mevsimler değişiyor, insanlar yaşlanıyor ama başkahraman Drogo hep hayatının başlayacağı o büyük anı bekliyor.
Kaleye ilk gittiğindeki geçicilik hissi çok etkileyiciydi. Birkaç ay kalıp döneceğini sanıyor ama zaman onu yavaş yavaş içine çekiyor hatta yutuyor. Tatar çölü aslında gerçek bir çölden çok Drogo'nun zihinsel alanı sanki : sessizlik, rutinler, umut kırıntıları … Hepsi hayatını görünmez şekilde sarıp yutuyor adeta.
Buzzati'nin dili süslü değil, aksine çok hafif- çok sade ama atmosfer inanılmaz güçlüydü.
Tek mekanda geçmesinin de etkisi vardır belki; o kale, koridorlar, nöbetler, uzak ufuk… Hepsi insanın içine işleyen derin bir yalnızlık hissi bırakıyor. Kitap boyunca yaklaşması beklenen savaş da aslında biraz anlam arayışı gibi hissettirdi bana. İnsan bazen hayatına anlam katacak büyük bir olay beklerken hayatın kendisini kaçırabiliyor.
Varoluşsal bir roman olmasına rağmen bunu çok sakin ve sessiz bir şekilde anlatıyor. Yavaş yavaş insanın içine akan bir kitap. Finali de tam kendisine yakışır şekildeydi. Benim için 10/10’luk bir romandı.