Jean BaudrillardTam Ekran eserinde bireyin özneliğini, öznelliğini ve yüklemleri olan kavramların yitiminden bahsetmektedir. Bu bağlamda eser modern çağın 'teknolojik gelişmeler' ışığında dayatılan sanal gerçeklikte kimliksiz ve cinsiyetsiz kodlarla bir varoluşsallığın hikayesini anlatmaktadır.
Bireysel ve toplumsal kavramların, edimlerin ve ahlaki olguların yozlaşmasını bilim ve özelllikle gelişen-genişleyen teknolojik gelişmelerle; bireyin ve toplumun kendine yabancılaşmasını, kendini kaybetmesini, kimsiliksizleşmesini, cinsiyetsizleşmesini, ilişki diyagram ve diyologlarının değişmesi hatta dilsel anlam ve manaların erozyona uğramasını anlatmaktadır. Bu anlatışın biz okuyucuya değişen, dönüşen ve erozyona uğrayan hem zihin hem de eylem dünyamızı görmemizi sağlamakla birlikte; teknolojik gelişmelerin hayatımız üzerindeki etkisini de görmekteyiz.
Bir diğer bağlamsa sanallığın Friedrich Nietzsche'nin kimliksiz ve köksüz bir üstinsan anlayışıyla birlikte yine kadrajın ve ekranın biyolojik olmasa dahi sahte ve yapay bir serotonin hormonu salgılamasını da göstermektedir. Bu gösterişin acınsal yönleri olduğunu da kabul etmemiz gerekir! Çünkü David Le BretonAcının Antropolojisi eserinde de anlattığı gibi insanlık kimliğinin en arkaik yönelimi olan acı ve acıdan haz almanın dürtüsü modern çağ ile birlikte bir linç yeme ve likelanma siferi geliştirmiştir.
Sonuç olarak; Jean BaudrillardTam Ekran kitabında birey ve toplum diyalektiğinin modern çağ ile birlikte robotik ve kablo ile elektriksel ve atomik enerjiyle birlikte insanın tanım ve mana iklimleri değişmiştitr. Bu değişimle birlikte duygusal nosyonları da bir enkaza uğrayarak artık ne mitik ne ritüel ne de estetik gibi kavramların varlığından bahsedebilmekteyiz. Sadece anın köhneleşmiş bakış açısına akılsal bir algı ve olguyla ötekinin ve başkasının onaylayacağı cümleler ışığında beğenmekteyiz.