Şermin Yaşar’dan okuduğum ilk kitap, sevgili kitaplardansufle sayesinde Altı Harfli Bir Tatlı oldu. Ona beni bu kitapla buluşturduğu için çok teşekkür ederim.
Açıkçası kitap hakkında hiçbir bilgim yoktu; hatta ilk aldığımda arka kapak yazısını bile dikkatlice okumamıştım. Belki de bir bilinmezi okuduğum için, Selime Teyze ile Meltem’i ansızın bir araya getiren bu hikâyeyi bu kadar sevdim.
(SPOİLER)
Altı Harfli Bir Tatlı, yolları bir köy evinde kesişen Selime Teyze ve Meltem’in hayatlarını birbirlerine anlatabilecek kadar yabancı olduklarını anlamasıyla başlıyor. Selime Teyze, mutlu süren hayatının kocasının vefatıyla büyük bir yıkıma sürüklendiğini ve kendini kaybettiğinden bahsetti. Daha sonra bu yıkım yüzünden küçük kızının en anneye ihtiyaç duyduğu zamanlarda kocasının acısını yaşayan bir ölüye dönüştüğünü, yıllar geçtikçe ayrı hayatlar kuran evlatlarının onunla yeteri kadar ilgilenmediklerini, aramadıklarını, yanlarına çağırmadıklarını ve hep suçlu kendisiymiş gibi davranmalarından yakındığını anlattı. Bir yerde haklıydı elbet ama kendisinin de hataları olduğunu anlamıştı. Ve bu hatasını anlamasındaki en büyük etken; babası varken babasız büyüyen ve annesinin nerede olduğunu bile bilmeyen Meltemdi. Meltem ile yaptıkları sohbet onun bir şeylerin farkına varmasını sağlarken aynı şekilde Meltem’de bir şeyleri fark etmeye başlamıştı. Meltem, küçük bir çocukken babasının ikinci bir evlilik yapmasıyla babaannesi ve dedesiyle yaşamaya başlayan, annesine ne olduğunu hiçbir zaman bilmeyen ve aile hasretiyle büyümüş bir çocuktu. Babaannesi ve dedesi ne kadar onunla ilgilense de hep arkadaşlarının aile hayatına özenmiş, anne baba eksikliğini sonuna kadar yaşamıştı. Daima babasının onu yanına alacağı günü beklemiş ama üvey annesi bunu kabul etmemişti. Çocukluğu aile hasretiyle ve istenmemenin verdiği dışlanmışlık hissiyle geçen Meltem, tüm bu izleri yetişkinlik hayatında da taşıdı. Tek dayanağı olan babaannesi ve dedesinin kaybı ise bu hissi daha da pekiştirmişti.
(SPOİLER BİTTİ)
Selime Teyze ve Meltem fark etmeden hayatlarının farklı versiyonlarını dinlemiş gibiydiler. Birbirlerine öyle güzel ve anlamlı dokundular ki yükleri hafiflemiş, dinlenmiş hissettiler. Hayatın onları bir araya getirmesi geç olmayan bir aydınlatma yaşatmıştı onlara. Pişman olmadan ve yaşadıklarıyla yeniden var olmanın önemini kaybetmeden hem de. Yokluklarıyla sınandıkları şeylerin aslında varlıklarıyla belki daha da zor zamanlar yaşayabilecekleri düşüncesi sarmıştı her bir taraflarını. Bu düşüncelere ulaşmaları için bir araya gelmesi gerekiyormuş bu iki yalnız kalbin.
Altı Harfli Bir Tatlı içinde herkesten bir parça barındıran ve herkesi anlayan bir hikaye aslında. Selime Teyze’den, Meltem’den, Erkan’dan, Seher’den, Meral’den, Yıldız’dan, Fırat’tan, Mehmet’ten, Hikmet Anne’den o kadar çok var ki hayatımızda her biri kafamızı çevirdiğimiz tüm hayatların ortak kahramanları aslında. Önemli olan ise o karakterlerin ardında bıraktığı izlerin yansıması. Öyle ki Meltem, en sevdiklerinin hem varlığıyla hem yokluğuyla sınanan ve küçük bir çocuk nasıl olur öğrenemeyen, küçücük bir çocuktu. Babaannesi ve dedesi onu ‘kadersiz’ diye severken bunun ne anlama geldiğini bilmeyen ama onu anlatan bir şey olduğunu düşünüp okulda öğretmenine ‘ben Meltem. kadersizim’ diyebilecek kadar küçük bir çocuktu. En çok onun hikayesi etkiledi beni. Daha çocukken kırılan küçük kalbinin izleri, her kurduğu iletişim de kendini gösteriyordu. Öyle ki sonunda onu anlayan, kendi anlatmadan onun hakkında merak ettiklerini soran ve ilgilenen biriyle tanıştığında eski kullandığı eşyalarını bile anlatabilecek kadar heyecanlanmış ve mutlu olduğunu hissetmişti. Meltem mutlu olmayı ve sevilmeyi sonuna kadar hak eden sıradan bir insandı. Hepimiz gibi.
Selime Teyze ise evlatlarıyla sınanan yaralı bir kadındı. Evlatlarının da kendi hayatları vardı, fazla kızamıyordunuz ama anneye bir aramayı veya ziyaret etmeyi de çok görmemelilerdi. Anneleri sanki hayatlarında hiç yokmuş gibi davranmaları çok acımasızcaydı. Ona öyle üzüldüm ki, onun yalnızlığını iliklerime kadar hissettim ve korktum. Evlatlarından saygı görmemenin ne kadar ağır bir yük olduğunu gördüm ve korktum. Aynısı yaşamaktan ve yaşatmaktan…
Altı Harfli Bir Tatlı, Selime Teyze ve Meltem’in kesişen yollarının en önemli durağı aslında. İki yalnız ve birbirine yabancı olan kalp, o sohbet sonunda bir olmuş gibiydiler. Birbirlerinin yüklerini hafifletmiş, yaşamayı hatırlatmıştı. Kendilerini oldukları gibi kabul etmeyi ve hatalar yapılsa da affedebilmeyi öğrenmişlerdi. Bu iki kalp benim için Altı Harfli Bir Tatlı’ydı.
Okurken keyif aldığım, yer yer hüzünlendiğim ve kendi hayatımdan izler gördüğüm tatlı bir kitaptı benim için. Sadece keşke biraz daha okusaydım diyorum onlar için. Özellikle Selime Teyze’nin hikayesi yarım kaldı benim hafızamda ve onu evlatlarıyla okumak istemiştim. Ama belki de yazarımız bunu bizim hayal dünyamıza bırakmış ve Selime Teyze’yi nasıl hayal ediyorsak öyle kalsın istemiş olabilir.
Velhasılıkelam ilk kez Şermin Yaşar okudum ve son olmayacak artık bunu biliyorum.
Okumak isteyen herkese keyifli okumalar.