Yine kendisini ve kalemini, kitaplarını çok beğendiğim bir yazar... Mustafa Kutlu
Öyle hayatın içinden, öyle perdesiz gerçekleri anlatıyor ki, 'Sanki bunu ben yaşadım.' diyebiliyorsunuz. Anlatımı gayet içten, samimi, dupduru. Türkçeyi çok güzel kullanıyor. Bunun için bile okumaya değer.
Efendime söyleyeyim kitap sondan başlayıp başa gidiyor. Bu tekniği severim. Benim için merak çürüten bir yanı yok. Kimisi olayın sonunu okuyarak kitaba başlayınca sıkılır. Ben onlardan değilim sanırım...
Bir cenaze için cami avlusunda toplanan kişilerle başlıyoruz.
Bu satırlar okunurken aslında toplumda ki cenaze algısına da ucundan eleştiri yapmıyor değil.
Ölümü doğal, olağan ve kesin son olarak anlatması çok yerinde ve güzeldi. Evet ölümü anlatan bir kitaptaki satırlarda pekâlâ güzel olabilir.
"Ne çırpınıyorsun kardeşim sen de sonunda imamın kayığına bineceksin..." (s.7)
Kitap paşazade Arif Bedir Bey'in hikayesini bizlere aktarıyor.
Çocukluğundan ölümüne kadar hayatının inişli çıkışlı her dönemine tanıklık ediyoruz.
Oldukça keyifli bir çocukluk dönemi geçirmiş.
Bu satırlarda mahalle olgusu, arkadaşlık olgusu üzerine harika tespitler ve çıkarımlar vardı.
Herkesten farklı bir çocukluk geçiren Bedir'e yer yer hak veriyoruz bazen de üzülüyoruz. Babası varlıklı ama sorumsuz. Anası varlıklı ama pek iş bilmez bir hatun.
Mahallede çok da arkadaşı yok, zira pek de arkadaş olunacak bir yapısı yok zat-ı muhteremin...
Neyse efendim tahsili iyi, eğitimi doyurucu... Bu sıralarda gönlüne düşen ilk sevda tanesine de tanık oluyoruz ama sonuca varmıyor elbet.
Yurt dışlarına gidip gelen Bedir arkadaşlarıyla iş kuruyor ticarete atılıyor... Başından türlü türlü işler geçiyor.
Hem zirveye çıkıyor, hem dibi görüyor.
Bazı bölümlerde cenaze için cami avlusuna gelen arkadaşlarına(tabut içinden) söylediği sözler çok keyifli.
"Küçük olsun büyük olsun insanı anlamak zor."(s.18)
Arkadaşlarıyla kurduğu ticaret, şirket sarpa sarar, bizim oğlan ava giderken avlanır. İyi bir dost kazığı yiyerek ortada kalır.
"Uzun hikaye. Özeti şu: Dost kazığı yedik."(s.49)
Yine pes etmez, çünkü akıllı bir adam Bedir.
Bir şekilde hayata tutunup yolunu bulur.
"Her işin başı niyet. Nihayeti teslimiyet."(s.64)
Babadan kalma şekerci dükkanına geçer orada bir süre çalışır ama aradığını bulamaz.
Pek doyumsuz bir varlık bu Bedir. Neyle nasıl mutlu olacağını bilemeyen, sürekli arayışta olan ama asla pes etmeyen iradeli biri. Karakter gelişimi hoşuma gitti. Takdir ettim.
Hayatında bir sürü şey olup biterken Bedir'in manevi arayışı da ara sıra depreşti. Hayatın manasını, amacını anlamaya kafa yorduğu dönemleri de oldu. Sonuç alabildi mi muamma...
"Ömür göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. İş dediğimiz şey bizi ibadetten, şefkatten, merhametten, Allah yolundan ayırmamalı. Şunu unutmamalı en önemli iş bağlantısı için atılacak imza, bizi sabah namazını vaktinde kılmaktan alıkoymamalı. Dünya işininin Allah rızası karşısındaki değeri budur."(s.104)
Gel zaman git zaman annesi de ölüm döşeğine düşünce ve Bedir'in mürvetini görmek isteyince Bedir ilk kez evlenmeyi gerçek anlamda düşünür. Yuva kurmayı, aile olmayı ister.
İlk gençlik aşkı Asuman ile denk gelince de kader ağlarını örer.
Evlenir yuva kurar, çocukları olur. Hayatının başka bir evresindedir artık. Ve bir çok sorun da peşpeşe gelir. Oğlu ve kızı ile ciddi şekilde imtihan olur. Yani okurken 'Yok artık be!' diyebileceğimiz türden sıkıntılar...
Hülasa kelam Bedir bir gün sessiz sedasız aramızdan ayrılır..
Kitap temelde ölüm ve ölümden sonrası üzerine epey ince nüanslar ve atıflar bulunduruyor.
Okuması çok kolay, kesinlikle sıkıcı değil.
Tavsiyedir efendim, gönülden tavsiyedir...