Puan vermedi·100 syf.··Beğendi
···Okunma: 14 Mayıs 2026 00:00 Merhabalar, Ahî Aratoğlu’nun kaleme aldığı, ince görünmesine rağmen dolu dolu bir içeriğe sahip olan “Ruhum Mutlu Kal” kitabının yorumuyla geldim.
Otuz yedi ana başlıktan oluşan bu kitap; insanın iç dünyasına, sabrına, duasına, umutlarına ve hayata bakışına dair çok güzel düşünceler barındırıyor. “Duaların kabulü için ne yapılmalı?”, “Hayat neden zor?”, “Kalpteki herhangi bir üzüntü ve sızı geçer mi?”, “Evlilik kader midir?” ve “Hangi gökyüzünde insanlığımızı kaybettik?” gibi pek çok soru üzerinden hem kendimizi hem de yaşamı sorgulamamıza vesile oluyor.
Her bölümde ele alınan konu sade ve samimi bir dille anlatılıyor. Bölüm sonlarında ise Farah’a yazılmış kısa ama etkileyici notlar yer alıyor. Bu notlar, anlatılan konunun özünü farklı bir şekilde hissettiriyor. Mesela, “Allah insanı ne zaman mutlu eder?” başlığında, “Dua, Allah’a ulaşmak için yeryüzüne sığmayan muazzam bir yoldur.” diyor. Ardından bir sonraki sayfada, “Farah, bazen aniden bunaltır insanı bu hayat. Ne yap biliyor musun? Karanlıktan çıkan o ışığı bekleme; dışarı çıkıp gökyüzüne koşacaksın. Her gün diri bir umutla, daha gür bir heyecanla…” diyerek, umudu kaybetmeden yolumuza devam etmemiz gerektiğini hatırlatıyor.
“İki yabancı insan nasıl iyi anlaşır?” sorusundan sonra gelen “Farah, etrafın kalabalık! İnsanlar yaşıyor ama nasıl yaşıyor bir bilsen. Sadece yaşamak için yaşıyorlar…” sözleri de insanın amaçsız bir yaşamla, anlamlı bir yaşam arasındaki farkı düşündürmeden geçmiyor.
Mesela “Kalpteki herhangi bir üzüntü ve sızı geçer mi?” başlığında hiçbir acının sonsuza kadar sürmeyeceği, zamanı geldiğinde yaraların iyileşeceği anlatılıyor. Ardından gelen “Format at kendine Farah! Bir gün kendin için öyle bir şey yap ki seni görenler, seni yeniden kazanmak için uğraşıversin.” sözleri, insanın önce kendine değer vermesi gerektiğini çok güzel hatırlatıyor.
Farah’a yapılan bu seslenişler bana Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanındaki Olric’i hatırlattı. Olric, insanın içsel yolculuğunu ve kendi kendisiyle yaptığı konuşmaları çok güçlü bir şekilde yansıtan bir karakterdi. Bu kitapta Farah’a yazılan notlar da bana aynı hissi verdi. Okurken sanki bir dostla sakin bir sohbet ediyormuşum gibi hissettim.
Her başlıkta kendimden bir parça buldum; her alıntıda durup düşündüm. Bazen sabrı, bazen umudu, bazen de insanın kendine dönüp bakması gerektiğini hatırlattı. “İki yabancı insan nasıl iyi anlaşır?” sorusundan, “etraf kalabalık, insanlar yaşıyor ama nasıl yaşıyor?” gibi notlara kadar her biri beni derin düşüncelere itti. Maneviyat yönü güçlü olan, insanın kalbine dokunan ve düşündüren bu kitabı ben çok severek okudum.
Eğer siz de hayatın yoğunluğu içinde biraz durup düşünmek, kalbinize iyi gelecek satırlarla karşılaşmak ve kendi iç sesinizi dinlemek istiyorsanız, Ruhum Mutlu Kal’ı gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
#alıntılar
“Biraz inanç var mı sende Farah!
— Olmaz mı efendim…
İşte şunu bil ki gün gelecek sen değil, acıların da seni unutacak.
Zor değil, yeter ki Rabb’in için sabret sen.”
“…Kuşlar da göğümüzde uçar bayım, onlar da bizden birer parça değil midir! Kanat çırpışları bile bire bin mutluluk… İnanan insanlar da bir kuş gibi göğe kanat çırpar, fakat herkes bu inancı göremez ve hissedemez.”
“Umut mutlaka bir yerde bizi bekliyor;
az daha dayan gönlüm.
İnan buna, sabrettin; her şeyin günü geldiğinde bir bir meyvesini alacaksın.”