Hasan Ali Toptaş daha önce okumadığım bir yazardı. Kitabı seçme hikayem de oldukça ilginçtir paylaşmak istiyorum. Çocuklara gölge oluşumunu anlatırken sorular sormaya başladılar. En son gölgesi olmayan cisim var mı hocam falanlardan sonra ' gölgesizler ' sözü çıktı ağzımdan. Bir durdum çok hoşuma gitti. Ne güzel kitap ismi olurdu bu acaba yazan var mıdır diye hemen derste baktım ve bu kitabı buldum. Yorumlarına bile bakmadan listeme aldım. Bu kitabı okumak farz olmuştu çünkü. Kısa bir süre sonra sahafta karşıma çıkınca da dedim ki evet bunu kesinlikle okumam lazım bu kadar tesadüf olamaz. Şimdi bunu niye anlattım? Hiç bilmiyorum. Zaten kimse okumuyor rahatlığı belki. Neyse kitaba geçelim. Dili çok akıcıydı. Bu kadar sağlam bir kalemi bunca zaman nasıl duymadım diye hayıflandım, biraz da utandım. Üslubun akıcılığına karşın olaylar o kadar düşsel imgelerle anlatılmış ki zaman zaman takip etmekte zorlandığımı da itiraf etmeliyim. Mekan olarak bir köy ve şehir seçilmiş olması yazarı toplumcu gerçekçi tarza yöneltmeliydi ama bilinç akışı belki biraz da büyülü gerçeklik yöntemini tercih etmiş. Doğrusu çok da güzel uygulamış. Tüm hikaye boyunca asla gerçek bir zemine inmiyorsunuz. Sürekli düşünceler, düşler, mekandan mekana geçişler arasında ilerliyorsunuz. Keyifle okumakla beraber bir iki noktada acabalarım da oldu. Köylülerin içsel konuşmalarına bir diyeceğim yok da sesli konuştuklarında biraz daha Yaşar Kemal karakterleri misali gerçekçi cümleler kurmalarını beklerdim. Anadolu ağzı, yalın ve derin cümlelerle konuştursaydı karakterlerini, daha etkileyici olacaktı bence. Anadolu insanının ağzından dökülen yüzeysel cümlelerinin altında, içinde yaşadığı derin duyguların aktarılması, kitabı bir derece daha yukarı taşıyabilirdi. Bir diğer nokta da bazı olayların sonuçsuz bırakılmış olmasıydı . Sonuca bağlamamış olmasını ' süreç yazarlığı ' kategorisine koyarak telafi etmeye çalıştım. Herhalde kitabı çok sevdim ki olumsuz gördüğüm yerleri kendimce savunmaya geçtim. Sonradan öğrendiğime göre zaten yazar Türkiye"nin Kafka' sı olarak tanınırmış. Sevmekte de haklıymışım.
Hikaye tam olarak neyi anlatıyordu sorusuna verebileceğim net bir cevabım yok. Sadece finalde şöyle bir tahmin belirdi kafamda. Aslında o köy ve köyde yaşayanlar gerçek değildi. Bütün hikaye , şehirde yaşayan ve bir köy romanı yazmaya çalışan bir yazarın, tüm bu süreç boyunca, yazdıklarıyla çok fazla hemhal olması, zihninde o karakterleri sürekli yaşatıyor ve onlarla iç içe geçmesinden ibaretti. Sondaki gazete haberi aslında yazara ilham veren bir başlangıçtı.
Kitabı genel olarak begendim. Yazarın diğer kitaplarını da okumak isterdim, hakkında küçük bir araştırma yapmamış olsaydım eğer... Bu kısmı sizlere bırakıyorum. Merak edenler araştırabilir. Zira bu konuda yazmak bile bir kadın olarak bana ağır geliyor.
'Yazarın kişisel hayatı, kimliği beni ilgilendirmez ben edebiyatından aldığım keyife bakarım ' kafasına gelebilirsem bir gün, diğer kitaplarını da okuyacağımdan eminim. Bakalım zaman ne gösterecek...
GölgesizlerHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202014,1bin okunma
Yaptığını kabul edip özür diledi bu adam. Bu yaptıklarını meşru kılar mı dersen bence hayır, bu yüzden benim içim almıyor okumayı. Hakkındaki haberlerden önce okumuştum ve kitaplığımda kitapları vardı.
Ben de kitabı kitaplığımda tutabilecek miyim diye düşünmedeyim. Muhtemelen onu her gördüğümde o iğrençlik gelecek aklıma. Evet aynı şekilde İbrahim Çolak da kabul etmiş ve ardından intihar etmiş. Anlayamıyorum gerçekten. Şu iğrençliği yaparken kendine yakıştırıyorsun da açığa çıkınca mı aklına geliyor özsaygın?