Bu kitabı okurken bazen yıllar önce yazılmış bir metnin bugün hâlâ bu kadar tanıdık gelmesine şaşırıyorum. Kadınlar Mektebi’de benim için tam olarak böyle bir okuma oldu. Mizahi bir dille ilerlese de altında kıskançlık, güç, evlilik, kadın-erkek ilişkileri ve toplumun kadına bakışı üzerine oldukça sert bir eleştiri barındırıyor.
Kitap boyunca Arnolphe’un kadınlara dair düşünceleri dikkat çekiciydi:
”…, fakat kadında akıl hayra alâmet değildir.”“Tanrı göstermesin, ben öyle kafası çalışanına dünyada yanaşmam; eli kalem tutan kadın, gereğinden fazlasını bilir.”“O kadar ki, kadının aptal ve çirkin olmasına razıyım da çok güzel ve çok akıllı olmasına razı değilim.”
Özellikle Agnès’e verdiği uzun öğütlerde dönemin kadın anlayışı bütün açıklığıyla ortaya çıkıyor. Kadının itaat etmesi gerektiğini savunan bu bakış açısı bugün okurken hem düşündürüyor hem de yer yer insanı şaşırtıyor.
Buna karşılık oyunda aşkın dönüştürücü tarafı da sık sık karşımıza çıkıyor:
“Aşk büyük bir hoca doğrusu, insana ömründe yapmadığı şeyleri yapmayı öğretiyor.”“Aşk, onu saran karanlıkları dağıtmaya başladı.”
Horace’ın gençliği ve heyecanı ile Arnolphe’un korkuları arasında güzel bir karşıtlık kurulmuş. Arnolphe’un kıskançlığı ve kontrol etme arzusu ilerledikçe trajikomik bir hâl alıyor:
“Fakat sevdiğini kaybetmek insana çok acı geliyor.”“Benim emeklerime, iyiliklerime, şefkatime ihanet etti. Fakat bu haince hareketinden sonra bile onu seviyorum, aşkından vazgeçemiyorum.
Kitapta en dikkatimi çeken bölümlerden biri de Chrysalde’ın evlilik ve sadakat üzerine yaptığı konuşmalardı. Özellikle şu söz uzun süre aklımda kaldı:
“Niçin bir insan evlenince, alnının ak veya kara olması aldığı kadının elinde olsun?”
Ve elbette:
“fakat unutmayın ki bir insan boynuz takmayacağına yemin etmeye kalkışırsa yarı yarıya takmış demektir.”Molière , güldürürken düşündüren bir metin yazmış. Kısa, akıcı ve sahneleri gözde canlandırması kolay bir oyun. Aradan geçen yüzyıllara rağmen bazı fikirlerin, korkuların ve ilişkilerdeki güç mücadelelerinin hâlâ tanıdık gelmesi ise kitabı daha da ilginç kılıyor.
Sonunda Agnès’in şu sözü sanki bütün hikâyenin özeti gibi kaldı bende:
“İnsan, zevk aldığı, bir şeyi gönlünden nasıl atar?”