Yüz Yüze , savaşın insan ruhunda açtığı derin yaraları etkileyici bir dille anlatan kısa ama yoğun bir eserdir. Romanı okurken aslında yalnızca savaşın değil, insanın kendi vicdanıyla verdiği sessiz mücadelenin de anlatıldığını hissettim. II. Dünya Savaşı yıllarında bir Kırgız köyünde geçen olaylar; korku, sadakat, yalnızlık ve insanın kendi benliğiyle yüzleşmesi gibi duyguları oldukça gerçekçi bir şekilde yansıtır.
Eserin merkezinde yer alan Seyde ve İsmail karakterleri, savaşın insanları nasıl değiştirdiğini gösterir. İsmail’in savaştan kaçıp dağlarda saklanmayı seçmesi ilk bakışta korkunun bir sonucu gibi görünse de, aslında onun iç dünyasındaki çatışmaları da ortaya koyar. Seyde ise hem eşine duyduğu bağlılık hem de toplumun baskısı arasında sıkışıp kalır. Roman boyunca en çok dikkatimi çeken şey, Seyde’nin vicdanıyla yaptığı sessiz hesaplaşmalar oldu. Çünkü o, yalnızca eşinin değil, kendi doğrularının da yükünü taşımaktadır.
Bence Cengiz Aytmatov bu eserinde savaşın cephede bitmediğini, asıl savaşın insanın içinde devam ettiğini anlatmak istemiştir. Özellikle karakterlerin iç dünyalarının sade ama derin bir anlatımla verilmesi, romanı daha etkileyici hâle getiriyor. Kısa bir eser olmasına rağmen insanı uzun süre düşündüren, duygusal yönü güçlü bir roman olduğunu düşünüyorum.
"Bir insanın ne denli sevildiği en çok ayrılık anında belli olur."s.19