Puan vermedi·622 syf.··
2026 4. kitabı
Roman, İlya İlyiç Oblomov adlı Rus asilzadesinin yatağında uzandığı uzun bir sabahla başlar. Daha ilk sayfalarda onun hayat karşısındaki hâli anlaşılır: Ev dağınıktır, mektuplar birikmiştir, taşınması gerekmektedir, köyündeki işleri kötü gitmektedir ama Oblomov hiçbirini çözemez. Sürekli düşünür fakat düşünce eyleme dönüşmez. Onun uşağı Zahar de efendisine benzer biçimde düzensiz ve tembeldir. İkisi arasındaki ilişki bazen komik görünür ama aslında çürümüş bir yaşam biçimini temsil eder. Evde sürekli aynı döngü vardır: konuşmak, şikâyet etmek, plan yapmak, ama hiçbir şey yapmamak. Roman burada sadece bir adamın tembelliğini anlatmaz; eski Rus aristokrasisinin çözülüşünü göstermeye başlar. Kitabın en önemli bölümlerinden biri “Oblomov’un Rüyası”dır. Burada çocukluğunun geçtiği Oblomovka anlatılır. Oblomovka neredeyse zamanın akmadığı bir yerdir: herkes sürekli yemek yer, uyur, çalışmaktan kaçınır, hayatı olduğu gibi bırakır. Çocuk Oblomov: düşmesin diye korunur, yorulmasın diye engellenir, tek başına karar almasına izin verilmez. Bu yüzden büyüdüğünde gerçek hayatın sertliği karşısında iradesiz kalır. Çünkü çocukluğunda mücadele etmeyi hiç öğrenmemiştir. Roman aslında burada şunu söyler: İnsan sadece karakteriyle değil, yetiştiği atmosferle de şekillenir. Oblomov’un pasifliği doğuştan değildir; yıllarca öğretilmiş bir yaşam biçimidir. Andrey Stolz sahneye girdiğinde romanın enerjisi değişir. Stolz: yarı Alman disiplinine sahip, çalışkan, hareketli, modern dünyaya uyum sağlayan biridir. Oblomov’un tam tersidir. O sürekli seyahat eder, çalışır, insanlarla görüşür ve hayatın içinde yaşar. Oblomov’u kurtarmaya karar verir çünkü onda büyük bir potansiyel görür. Stolz’un en trajik tarafı şudur: Oblomov’u gerçekten sever ama onun değişemeyeceğini yavaş yavaş anlamaya başlar. Olga Sergeyevna romanın kırılma noktasıdır. Olga zeki, kültürlü ve ruhsal olarak güçlü bir kadındır. İlk başta Oblomov’un içine kapanıklığını ilginç bulur. Sonra onun hassaslığını, temiz kalbini ve kırılganlığını fark eder. Oblomov da Olga sayesinde değişmeye başlar gibi görünür: sabah erken kalkar, yürüyüşlere çıkar, kitap okur, geleceği düşünür, evlilik hayali kurar. Hayatında ilk kez gerçekten yaşamaya yaklaşır. Fakat burada romanın en derin trajedisi başlar: Oblomov değişimi sever ama değişimin sorumluluğunu taşıyamaz. Olga’yı sever fakat: evlilik hazırlıkları, taşınma, karar alma, sosyal hayat, ekonomik düzen onu yeniden korkutmaya başlar. Bir süre sonra eski hâline geri döner: mektupları erteler, görüşmeleri geciktirir, karar veremez, kaçmaya başlar. Olga sonunda şunu anlar: Oblomov kötü biri değildir ama hayata karşı yeterince güçlü değildir. Onun sevdiği şey, gerçek Oblomov’dan çok “olabileceği kişi”dir. Bu yüzden ayrılırlar. Olga’dan ayrıldıktan sonra Oblomov içten içe teslim olur. Agafya Matveyevna ile yaşamaya başlar. Agafya: ona yemek hazırlayan, huzur veren, sorgulamayan, bakım sunan bir kadındır. Bu ilişki tutkulu bir aşktan çok anne şefkati gibidir. Ve Oblomov tam da istediği şeye dönüşür: küçük, risksiz, yavaş, sorumluluktan uzak bir hayata. Artık büyük hayalleri yoktur. Kendini dünyadan çekmiş gibidir. Romanın sonunda Oblomov büyük bir trajediyle değil, yavaş yavaş silinerek ölür. Bu ölüm aslında fiziksel olmadan önce ruhsal olarak başlamıştır. Daha sonra Olga ile Stolz yakınlaşır ve evlenirler. Fakat Olga’nın içinde her zaman küçük bir hüzün kalır. Çünkü Oblomov’u unutamaz. Onun içinde kaybolmuş bir insanlık hâli görmüştür. Stolz ise Oblomov’u hayatı boyunca tamamen bırakamaz. Çünkü çocukluk arkadaşında insanın kırılgan tarafını görür. Roman burada sadece bir aşk hikâyesi değil, iki farklı yaşam biçiminin çatışmasına dönüşür: hareket eden insan, duran insan. Oblomov aslında “tembellik” hakkında yazılmış bir roman değildir. Roman: erteleme, korku, konfor bağımlılığı, değişimden kaçış, hayatın ağırlığı karşısında geri çekilme üzerinedir. Oblomov kötü biri değildir: kibirli değildir, zalim değildir, hırslı değildir. Ama hayat sadece iyi niyetle ilerlemez. İrade, hareket ve karar da gerekir. Bu yüzden “Oblomovluk” edebiyatta bir kavrama dönüşmüştür: Sürekli düşünen ama harekete geçemeyen insan hâli. Romanın en acı tarafı da budur: Oblomov aslında hayatı hisseder… Ama yaşayamaz. Oblomov İvan Gonçarov
Duygu ve Düşünce
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,9bin okunma
·
36 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.