Stefan Zweig kitapları okuru kurgunun tam ortasına yerleştiriyor ve bu her defasında böyle. Bu kitapta da o kadar yoğun bir korku hissini yaşattı ki ha yakalandık ha yakalanacağız derken kitap bitiverdi.
Kitap, insanın kendi vicdanıyla nasıl kıstırılabileceğini çok çarpıcı olarak ele almış. Muazzam bir kurgu. Konu çok sıradan ama Zweig'in onu anlatış biçimi sıradışı.
Sekiz yıllık evliliğinde sakin, saygın, varlıklı ve düzenli bir hayat süren Irene Wagner, bir davette tanıştığı genç bir piyanistle ilişki yaşamaya başlıyor. Ancak sevgilisinin evinden ayrılırken karşısına çıkan bir kadın, Irene’in hayatını altüst ediyor. Şantajla başlayan süreç, zamanla Irene’in yalnızca çevresinden değil, kendi zihninden de kaçamamasına dönüşüyor. Her an yakalanacakmış hissi, sokakta duyduğu her ses, gördüğü her bakış onu adım adım tüketmeye başlıyor. Kitap sadece bir aldatma hikâyesine odaklanmıyor. Bunun ardında getirdiği suçluluk, korku, utanç ve bastırılmış pişmanlıkların insan ruhunda nasıl büyüdüğünü de gösteriyor.
Irene’in şantajcı kadını bulmak için sokak sokak dolaşması, bir noktadan sonra korkunun görünmeyen ama her yerde hissedilen bir kabusa dönüşmesine neden oluyor. İnanılmaz etkileyiciydi.
Kısa ama insanın içine işleyen, psikolojik yönü çok güçlü bir eserdi. Uzun zamandır okunmayı bekliyordu, her ne kadar geç kalmış olsam da iyi ki okumuşum dediklerim arasında yerini aldı.
Gönülden tavsiye...
KorkuStefan Zweig