Cennetin Doğusu, okuduktan sonra beni etkisi altına alan kitaplardan biri oldu. John Steinbeck zaten en sevdiğim yazarlardan biri. Daha önce Fareler ve İnsanlar ve Gazap Üzümleri eserlerini okumuştum. Özellikle insanı bütün kırılganlığıyla anlatabilmesi, karakterlerini tek bir “iyi-kötü” çizgisine hapsetmemesi Steinbeck’e duyduğum hayranlığın temel sebebiydi. Cennetin Doğusu ise bana göre onun insan ruhunu en derin işlediği romanlardan biri.
Kitabı okurken en çok hoşuma giden şeylerden biri gerçeklikle kurduğu bağ oldu. Romanın bazı karakterlerinin Steinbeck’in kendi ailesinden izler taşıması, anlatılan olayların yalnızca kurgu olmaktan çıkıp daha yaşayan bir şeye dönüşmesini sağlıyor. Bu yüzden kitap boyunca karakterlerle arama belirli bir mesafe koyamadım. Hepsi hatalarıyla, bencillikleriyle, sevgileriyle gerçek insanlar gibi hissettirdi. Özellikle Cathy karakteri beni rahatsız eden ama aynı zamanda üzerine en çok düşündüren karakterlerden biri oldu. Steinbeck’in kötülüğü bile tek boyutlu anlatmaması kitabın gücünü artırıyor.
Romanın altyapısında hissedilen Habil ile Kabil anlatısı da kitabı sıradan bir aile hikâyesinin çok ötesine taşıyor. Kardeşler arasındaki çatışma, kabul görme arzusu, sevgiye duyulan ihtiyaç ve kıskançlık duygusu neredeyse bütün romanın omurgasını oluşturuyor. Ancak Steinbeck bunu dini bir mesaj verme amacıyla değil, insan doğasını anlamaya çalışmak için kullanıyor. Özellikle “timshel” kavramı kitabın bence en önemli noktasıydı. İnsanın iyilikle kötülük arasında seçim yapabilme özgürlüğüne sahip olması fikri, roman boyunca karakterlerin yaşadığı bütün iç çatışmaları daha anlamlı hale getiriyor. Kitap bittikten sonra bile aklımda kalan şey olaylardan çok bu düşünce oldu.
Olay örgüsü açısından da roman inanılmaz sürükleyiciydi. Steinbeck karakterleri öyle doğal bir şekilde birbirine bağlıyor ki her bölüm yeni bir katman açıyor. Kitap oldukça hacimli olmasına rağmen hiçbir yerde gereksiz uzatılmış hissi vermedi. Tam tersine her sayfada yeni bir gerilim, yeni bir yüzleşme ya da karakterlerin geçmişine dair başka bir ayrıntı vardı. Bu yüzden okurken sürekli bir sonraki sayfaya geçmek istedim.
Bence Cennetin Doğusu’nun asıl başarısı, insanı yargılamadan anlatabilmesi. Steinbeck karakterlerini ne tamamen masum ne de tamamen kötü çiziyor. Herkesin içinde hem karanlık hem de iyiye dair bir taraf olduğunu hissettiriyor. Belki de bu yüzden roman bu kadar gerçek geliyor. Kitabı bitirdiğimde sadece bir roman okumuş gibi değil, insan doğasına dair uzun bir yolculuktan çıkmış gibi hissettim. Cennetin DoğusuJohn Steinbeck