Dünya tarihi dediğimiz şey aslında çoğunlukla b*k gibi heriflerin tarihi. Misal, ilk epik kahramanımız Gılgamış'a bakacak olursak, herkesi bitkin düşene kadar güreştirip hemen ardından tanrılara dua ederken gidip eşleriyle aynı yatağa giren zorba herifin teki olduğunu görüyoruz. Sokrates'i fazla konuştuğu(!) için idam eden Atinalılar ya da Caligula, Claudius ve Nero'nun suikast ve manipülasyonla hüküm sürdüğü yılları anlatan Tacitus da konuya birer örnek olabilir. Fakat bunların yanında kendine özgü, aklı selim kişiler de yok değildi. Sezar, Odysseus ya da Şehname'nin Rüstem'i. Elbette ki bunların hiçbiri etraflarını saran ahmak herif güruhunun drama ve entrikalarından kaçamıyor ve epik şiir söz konusu olduğunda Şahname, okuduklarım arasından en iç bunaltıcı olanı diyebilirim. Söz konusu b*k gibi herifler olduğunda Şahname'den ileri bir tek İlyada'yı örnek verebilirim sanırım.
Eser boyunca birbirini takip eden kan davaları, ölümcül (ve bir o kadar da trajik) yanlış anlamalar, küçücük onur meselelerinin tetiklediği düellolar, babalar ile oğullar arasındaki çatışmalar, oğulların annelerine, amcaların herkese karşı cephe alması, güvensizlik, dedikodular ve açgözlülükten kaynaklanan ihanetler bolca mevcut. Şunu da söylemek lazım ki bu herifler saçma ya da "karikatürvari" kötüler değil. Neredeyse her birinin iyi bir yanı, bir onur anlayışı var, fakat sorun şu ki çoğunun duygusal zekası anasınıfı çocuklarıyla eşit derecede.
Bu durum bana hep A Distant Mirror 'daki soyluları hatırlatıyor (Haçlı Seferleri'nden elde edilen tüm altını ipek cüppelere harcayıp savaş meydanına zırh ve erzaksız gidiyorlardı). Karakterlerin eylemleri ise, bana kalırsa, olabilitesi yüksek eylemler; ancak yine de bazı kişilerin neden sürekli aynı dangalak hataları tekrarladıklarının açıklamasını isterdim. Neticede İlyada'daki derinliği ve empatiyi mümkün kılan şeyin büyük bir bölümü, Homeros'un retorik gücünü kullanarak tüm bu anlamsız çatışmaların ardındaki motivasyonları anlaşılır kılmasından geliyor.
Öte yandan Firdevsi'nin ustaca bir yazar olduğunu ve metinlerinin de hayat dolu olduğunu düşünüyorum. Tuhaf ve çağrışım yüklü metaforlar ile oluşturduğu şiirsellik, sahneleri gerçekliğin ötesine, efsanevi bir boyuta taşıyor. Bir filin bacaklarının insan kanıyla boydan boya boyanması sonucu "mercan sütunları"na benzemesini; Rüstem'in, Şah'a hizmet etmekle birlikte dünyanın gerçek kralı olduğunu, atının taht, kılıcının mühür, miğferinin taç olduğunu söylediği anı, ya da İran'a büyük bir peygamberin geldiğini tasvir ettiği satırları düşünün:
"Meger Zerdüşt 'Uçmaḳ'dan getürdüm' diyü bir serv ağacı getür[mişidi.] Şāh anı ol āteşkedenün ḳapusı öninde dikdi... Çünki anun üzerine bir yıl geçdi Allāh'un emriyle ol serv şöyle büyidi ki [öz] degine kemend irmez oldı. Muhkem kök bağladı ve çok budakları çıkdı."
Fantastik kurgu okuyucuları için çok hoş olabilecek bir ayrıntıyı da eklemeden geçmeyeyim. Eserdeki büyüler olağanüstü bir çeşitliliğe sahip. Koruyucu ruhlar, hem iyi hem de kötücül büyülü varlık türleri, zehir püskürten yılanlara dönüşen ve kristal kürelerle dünyayı izleyen büyük büyücü krallar gibi gibi gibi... Okuyucuyu gerçekten şaşırtan ve büyüleyen, kendi dünyamızın ötesinde harika bir evren çağrışımı yapan büyü tasvirleri gerçekten muazzamdı.
Zannımca, çağını yakalayan, kendisinden sonraki tüm eserlere öncülük eden kültürel destan geleneğini inceleyenler için, kapsam, sanatsal düzey ve etki bakımından çok az eser Şahname ile boy ölçüşebilir. Belki yalnızca Homeros ve Vergilius, Hindistan'da Ramayana ve Mahabharata, Çin'in Dört Büyük Romanı ve İncil bu gruba dahil olabilir.
Ne yazık ki benim elimdeki çeviri eksik. Zira şiirin tamamı İlyada ve Odysseia'nın toplamından daha uzun. Yine de herkese tavsiye ederim.