Erwin Bartmann'dan sonra Günter K. Koschorrek'in bu kitabıyla 2. Dünya Savaşının ikonik cephesi olan doğu cephesini bir Alman askerinin daha gözünden okumuş oldum.
Okurken yazarın betimlemelerine dalınca yer yer bir anı kitabından çok bir roman okuyormuşum hissine kapıldım. Bundan dolayı kendisinde yazar olacak yeteneğin de olduğunu söyleyebilirim. Stalingrad (bugünün ismiyle Kaliningrad)'da karlar üzerinde yürürken çıkan o ''kıt kıt'' seslerini sanki oradaymışçasına işittim. Hele Sovyet askerlerinden buz kesmiş Don Nehrini koşarak kaçtığı sahne...
Dürüst bir dille kaleme alınmış bir anı kitabı. Örneğin, arkadaşlarının ölümüne şahit olduktan sonra Rus askerlerine nasıl hınçla ateş ettiğini, cepheye gittikten sonra tek dertlerinin ''hayatta kalmak'' olduğunu açık bir dille ifade ediyor. Bir askerin savaş anısını okurken ilginç sahnelere şahit oluyorsunuz ki akıcı ve sade dilinin yanında kitabı okunabilir kılan unsurlardan biri de bu. Tanıtım yazısında belirtildiği gibi pek çok kez ölümle burun buruna gelen yazarın, kendisini kurtardıktan sonra ölen arkadaşlarına karşı duyduğu minnet ve saygı, tüm o şartlara rağmen yaşadıklarını bir şekilde not edip bunu bir kitap olarak aktarması takdir edilesi.
Kitabın sonunda savaşın bittiği su götürmez bir gerçeklik halini alırken hala direnme taraftarı olanlar, Hitler ve diğer hükümet üyeleri hakkında kısa ama genel bir yorumun yanında doğu cephesinde Alman ordusu tarafından işlenen savaş suçlarına da değinmesini isterdim. Dürüst ve akıcı bir dili olsa da bu konuya değinmemesi kitabın olumsuz bir yanı.
Tüm bunların yanında, esir kampından çıkıp evine giderken bir Çek milisi tarafından ayakkabısının zorla alınmasından sonra yaptığı çıkarım, kitabı değerli kılan unsurlardan: ''Bu çek milisle karşılaşmam bana kaybedenlerin ne kadar çaresiz olduğunu ve düşmanlarımızın içinde nasıl bir intikam ateşi yandığını göstermiş oldu.''
Kütüphanenize eklemenizi tavsiye ederim.