Pınar Kür ‘ün kitabın sonunda yer alan savunmasından alıntı yaparak başlayacağım incelemeye:
Romanımda çarpıcı, rahatsız edici, sarsıcı bazı sahneler olduğunu kabul ediyorum. Ancak sanatın, edebiyatın işlevlerinden biri de zaten budur. Okuru sarsmak, uyarmak, rahatını bozarak o güne değin farkında olmadığı ya da yeterince önem vermediği bir takım gerçeklerin algılamasını, kavramasını sağlamak.
Kitap tam olarak bu işlevi yerine getiriyor. Gerçek bir hikaye olması derinden etkilerken Hüsrev gibilerin ne yazık ki toplumun her köşesinde olmuş olması gerçeği daha çok sarsıyor.
Çoklu bakış açısıyla yazılan kitap aynı olayı objektif değerlendirmeye olanak sağlıyor. Hoş, böyle bir durumda Melek ve onun gibileri suçlu bulmak vicdan sahibi olan hiç kimsenin yapacağı bir şey değil.
Hüsrev’i öldürme suçundan idama mahkum edilen Melek’in hikayesi. Toplumda itilen kadına reva görülen bir hayat. Ah, neresinden tutsam içimi sızlatıyor. Okurken yargıçı suçladım; çünkü kadına toplumda biçilen kalıplarla yargılıyor Melek’i, buram buram cahillik kokan düşüncelerle. Yalçın’a kızıyorum keşke sahip çıksaydı madem seviyordu. Hüsrev ve onun gibi sapkın zihniyete sahip olanların Allah belasını versin iki cihanda da.
Tüm olayı bir cümleyle özetlemeye çalışırsam şöyle diyebilirim:
Bu kitap bir cinayet ve cezanın öyküsü olmaktan öte toplumsal çürümüşlüğün, ahlaki ikiyüzlülüğün anlatıldığı, toplumun el birliği ile kuyunun dibine ittiği bir kadının öyküsü.