Nermin Yıldırım’ın Ev romanı, dış dünyadan kaçıp kendi içine, yani asıl "evine" sığınmaya çalışan bir kadının sarsıcı ve samimi yolculuğunu anlatıyor. Roman, mekan olarak bir evi merkeze alsa da aslında insanın aidiyet, geçmiş, aile ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi farklı bir bakışla anlatıyor.
Nermin Yıldırım’ın Ev romanı, okuyanı kendi içsel labirentlerinde derin bir yolculuğa çıkaran, modern Türk edebiyatının en nahif ve vurucu eserlerinden biri olmuş bence.
Kitabın Genel Konusu:
Romanın başkahramanı Seher kırklı yaşlarında, hayatının bir dönemecinde durup geçmişini, çocukluğunu ve bugüne kadar sığındığı "ev"leri sorgulayan bir kadındır. Kitap, Seher'in İspanya’da bir yürüyüş rotasında (Santiago de Compostela) yaptığı fiziksel yürüyüşle, kendi çocukluğuna ve aile sırlarına doğru yaptığı zihinsel yürüyüşü eş zamanlı olarak anlatıyor.
Yazar kitapta, evin sadece dört duvardan ibaret olmadığını; anıların, kokuların, aidiyet hissinin ve hatta bazen bir insanın kendisinin bile bir "ev" olabileceğini vurgulamış
Seher, yürüdükçe geçmişindeki kırgınlıkları, aile içi sessizlikleri ve çocukluk yaralarını heybesinden çıkarıp tek tek yüzleşiyor.
Toplumun kadına biçtiği roller, "yuva kurma" baskısı ve bir kadının kendi ayakları üzerinde dururken yaşadığı evsizlik/aidiyetsizlik hissi çok güzel işlenmiş.
Kitabın bir yolculuk, yürüyüş üzerine kurulmuş olması, anlatıma harika bir dinamizm katıyor; sayfalar su gibi akıp gidiyor.
Roman,okuyucuya "Ev neresidir?" sorusuna cevap aratıyor. Ev; dört duvar mıdır, doğduğumuz yer midir, yoksa insanın kendi ruhu ve bedeni midir? Bu felsefi soruları ajitasyona kaçmadan, çok duru bir şekilde sorup, cevap aramış.
Taşınırken kutulara sığdırdığımız eşyaları değil, ruhumuzda gittiğimiz her yere taşıdığımız o görünmez yükleri anlatan bir roman olmuş . Eğer insan ilişkilerini, anne-baba-çocuk bağlarını ve insanın kendi içine yaptığı yolculukları seviyorsanız, bu kitap bittiğinde içinizde hem hafif bir hüzün hem de çok güzel bir rahatlama bırakacak.
Romanın alt metninde, karakterin annesiyle ve geçmişindeki aile figürleriyle olan bağları çok güçlü bir psikolojik zeminle işlenmiş bunu kitapta kuşak çatışmasında anne - kız ilişkisinde görebiliyoruz.
Nermin Yıldırım’ın sıcak, hüzünlü ama bir o kadar da ironik dili bu kitapta zirvede. Ağır travmaları bile insanı boğmadan, hayatın içinden bir hafiflikle aktarmayı başarmış.
Sonuç olarak; okuyucuya kendi içsel odalarını sorgulatan, bittiğinde insanda derin bir sessizlik ve hafifleme hissi bırakan bir arınma romanı olmuş. Hem sürükleyici hem de edebi derinliği olan, abartıdan uzak, son derece içten bir yüzleşme hikayesi. Keyifli okumalar..