·328 syf.····Okunma: 26 Şubat 2026 23:53 Merhabalar efendim,bugün okuması benim için çok zor olan bir kitabın incelemesi ile geldim size.İtiraf etmeliyim ki kitabın ilk sayfalarından itibaren belliydi benim buna inceleme yazacağım.Nedenini inceleme içerisinde açıklamış bulunacağım zaten,o hâlde bölumlerimizi tanıtmaya geçelim,isteyen istediği adrese yönelsin
1.BÖLÜM:Neden Bu Kitap?
2.BÖLÜM:Kitaba dair az buz spoiler içerebilen yorumlarım
3.BÖLÜM:Elçiye zeval olmaz mı?
4.BÖLÜM:Kapanış
1.BÖLÜM
Sudenaz birçok türde kitap okumayı sever,hatta buna özellikle dikkat eder.Yani aslında dönüp "Sudenaz bunu okumaz ki" diyebileceğimiz kitap sayısı oldukça azdır.Bu kitaba gelirsek...Bu kitapla herhalde yan komşumuz,biricik ablam,yağlamaya fısıldayan kadın olmasaydı baksam da görmeyip diğer kitaplarla ilgileneceğim bir kitap olurdu.Geçen sene bu zamanlar ona okuduğum kitaptan,kitaptaki sömürgeden bahsetmiştim.O da "aaa demek bu konulara ilgilisin,o zaman bunu çok beğenirsin" dediydi.Alış,o alış.
2.BÖLÜM
Genelde bu bölüme içten içe bir sevinçle gelirim,"hadi yazalım bakalım kıvamında" fakat buna...buna yorum yazmak o kadar zor ki.Karşımda bir arkadaşım olsa ve ona anlatsam çok kolay olurdu halbuki.Çünkü yapacağım şey ağzıma geleni söylemek " ha bir de..şu vardı" diyip örneklendirmek olurdu.Kesinlikle kafa karıştırıcı ama sohbet için garipsenmez,hatta arkadaşımın anlık tepkileriyle güzel bir diyalog olurdu.Velhasıl şu an yazacaklarım oldukça karışık ve hebele hübele sinirden ne diyeceğini şaşırmış vaziyette gelebilir.Beni okurken en çok zorlayan bu olayın gerçek hikâye olarak aktarılması.Zorlandığım kısımlarda tabii ki sömurgenin vahşeti ve gerçeği var fakat ondan ziyade neyin ne kadar gerçek olduğunu bilmememden kaynaklanıyor.Belki karakterler gerçektir fakat o diyaloglar,o betimlemeler...Aman Allah,bu konuda akıllara "Elçiye zeval olmaz mı" sorusu geldi aklıma.Yazarın daha önce tutmuş kitapları olduğunu gördüm ve eminim ki onları okusam onları da sevmem.Evet,tek bir kitap üzerinden değerlendirmem doğru değil fakat yazardan "hikaye anlatıcıliğına" dair hiçbir pırıltı,hatta pırıltıyı geçtim çaba görmedim.Olaylar resmen şöyle anlatılıyor yahu "geldi,soyledi,söyledim,gitti" .Karakterin eline adeta bir kâğıt veriliyor "knk ya gitmeden şunu söyle de gidilerek bari" diye repliğini söylemek için giriyor ve çıkıyor.(bunun en büyük örneği kitap elinde olanlar için syf 36).Kaldı ki ana karakter kızımızın nasıl bir şeye benzediğini yazar bize betimlemiyor bile şu cümleler sayesinde öğreniyoruz
"Büyük hayranlık içinde ela gözlerime bakıyordu"
"Ela gözlerindeki yeşil harelere aşık olduğum güzel,alev renkli saçlarının ateşi sanki bugün daha fazla yüreğimi yakıyor."
"Elimden tutup ince bedenimi kaldırdı."
Karakterlerin birbirine olan aşkı bana o kadar ama o kadar geçmedi ki.Çoook ama çok toz pembe.Toz pembe deme sebebim aralarında hiç tartışma ya da güven sorunları oluşmamasından kaynaklı değil,olması gerekn bu zaten.Sorun birbirine karşı kurdukları cümleler,direkt aşık olmaları...çooook zorlama.Yok neymiş Kız rüyasında görmüşmüş de,çocuğu ilk kez saniyelik görüyor ve kafasındaki cümle şu "Aklım az önce odadan kovulan,çıkık elmacık kemiklere sahip,güzel sesli genç adama takılmıştı. " smmwmwkakwksjwjw okurken anıra anıra güldüm buna.Ya da kız ciddi bir derdin bahsediyor ağlayarak çocuğun söylediği şey şu:
"Ela gözlerindeki yeşil harelerine aşık olduğum güzel.Alev renkli saçlarının ateşi sanki bugün daha fazla yüreğimi yakıyor.Bana müzikten değil aşkımızdan bahset."(syf 21)
LA Bİ GİT,BEN NEYDEN BAHSEDİYORUM SEN NE ANLATIYORSUN BE ABİ...Anlatabildim mi,bir de bu "Alev saçlı" demesi yok mu...Zibilyon kere diyor biliyor musunuz,Advanture Time Fiona olarak canlandırdım gözümde hep.Adam bir sayfada da 5 defa "Su peri'm" diyor (syf 78) bu kızın dört elementle bi yakınlığı var ama ne henüz çözemedim.
Teyze...Kitapta teyzemiz her konuda bilgisi olan,her şeyi önceden görebilen,herrrr konuda haklı çıkan,bir ortamda herrrrkes tarafından sevilen(eh eskiden ilişkisi olduğu erkekleri saymazsak) bir karakter.Beni en çok sinir eden,hatta tek sinir eden ama zırt pırt herrrrr konuyu buraya bağladığı için herr durumda sinir etme özelliğine sahip olduğu şey kadın-erkek ilişkilerine bakışı.Size kendisinin söylediği bazı cümleleri bırakıyorum buraya.
"Kız:Öyleyse ne yapmam gerekiyor?
Teyze:Bir an önce kırbaç edinmeye bak
Kız:Sırtına bindiğin tayı şimdiden kırbaçlamazsan,günü geldiğinde seni sırtından kaldırıp atabilir.Erkeklerin tercih ettiği kadınlara bir bak Suada.Hiç kendine sordun mu?Erkekler bu tür kadınları neden el üstünde tutuyorlar?Ben bu sorunun cevabını buldum.Çünkü erkekler hayatı yokuşa süren kadınlara tapıyor.Onlar için adeta deliriyorlar."
Bitti mi sandınız?Hayır hayııııır daha çok var...
"Teyze:Ah!Siz sanatçılar yok musunuz?Dudaklarınızdan dökülen sözleriniz bile bir sanat eseri.Sırf bu yüzden sanatçı kadınlara hayranlık duyuyorum.
Kız:Güzel konuştukları için mi?
Teyze:...Siz bizden farklı yetişiyorsunuz.Benim gibi sıradan kadınların içinde her zaman kontrol edilemez bir ilkellik var.Hayatımızda sadece bir erkek olsun,o erkek de bizi hamile bırakıp anne yapsın istiyoruz."
"Teyze:Besima Hanım'ı duyuyor musun Suada?Hatırlarsan geçen gün seninle konuşmuştuk.İlkel kadınlık böyle bir şey işte.Önce erkeği istiyorsun,sonra da ondan olacak çocuğu.En sonunda da delicesine sevdiğin adamı,kucağına aldığın çocuğa değişiveriyorsun." ~syf 85
Keeeeeeeeeeeees,devamında da kadının çocuğunu kocaya tercih etmesini iğneleyen bir fıkra anlatıyor.Bu bu nasıl bir düşünce yapısı ya,bak karakterlerin birbirine olan aşkını anlamakta yoksun kalmış olabilirim fakat annelik her şeyden önce vicdani de bir sorumluktur ya o yüzden çocuğum olmamış halimle bile empati kurabilirim.Nasıl annenin yavrusunu değil de adamı tercih etmesini,onu öne koymasını bekleyebilirsin ya????
"Teyze(oooooof):Şunu unutma ki,erkekler kalın ciltli kitaplardan değil,çerez niyetine alıp okuyabilecekleri kitaplardan hoşlanır(o sırada bizim orta dünya).Benim gibi ansiklopedik kadınlar(eh seniiiii)sığ düşünceli erkeklere ağır gelir..." (syf 136)
3.BÖLÜM
Bu bölümde öncelikle güzelleme yapmak ne demek onu biraz konuşalım istiyorum.İnternette karşıma çıkan ilk açıklamayı buraya kopyalıyorum "bir kişi, nesne ya da durumu abartılı, övgü dolu ve coşkulu bir dille anlatmak".1000kitap'ta çok sık gördüğüm şeylerden biridir "Bu kitapta kadına şiddet var,bu kitap bu yüzden bunun güzellemesi yapıyor,boykot etmeliyiz" gibi gibi.Bana göre kitabın içinde bu ögelerin olması onun güzelleme yaptığı anlamına gelmiyor.Eğer kitapta seni rahatsız eden unsur seni psikolojik açıdan çok etkiliyor(üzüntü veya sinirden bahsetmiyorum)ya da direkt yaşını aşan sahneler varsa evet,sevgili okuyucu sen bu kitabı okumamalısın.Fakat kitapların içinde hayata dair veya hayata dair olmayan her şeyin olabileceğini düşünüyorum.Bu ne kadar acı,imkânsız olan bir şey olsa bile.Burada asıl mevzu onun kitapta vâr olması değil,nasıl vâr edildiği.Masallarda da vardır ya bir olay bir kahraman gözünden anlatılır o iyidir fakat onun düşmanı tarafından anlatılsa aslında o iyi olan kötüdür.Sen bunları neden anlattın bacım?Çünkü yazar,az önce alıntılarının sadece bir kısmını attığım teyzeyi öyle bir anlatıyor ki.Kitapta "hayatınızda görmüş geçirmiş biriyle tanışırsınız,her şeye aklı eren,çok güzel konuşan,çok zeki gıptayla baktığınız o kişi" tammm olarak öyle anlatılıyor,yeni tanıştığı bir ortamda herkes omu çok seviyor,espriler de espriler kahkahalar da kahkahalar...Anlatabildim mi hani yazar bize o az önce anlattığım cümleleri bu kadınla konuşturuyor.Boy boy alıntılarını atma sebebim sadece kitaptaki karakterden nefret ediyor oluşum değildi yani.Şu kısmı hiç unutmuyorum mesela,savaş resmen başlamış ve onunla alakalı konuşacağını,dehşeti anlatacağını düşündüğümüz bir bölüm başlangıcıydı burası:
"Ramazan bayramının üçüncü günü savaş resmen başladı.Televizyondan izleyebildiğimiz kadarıyla Saraybosna kuşatma altındaydı.Genç kadınların günde üç-beş kez makyaj yapıp,daracık mini etekleriyle ve yüksek topuklu ayakkabılarıyla arşınladıkları Tito Caddesi'nde hayat neredeyse durmuştu."
KDKWMWJSKSNJWJW aaa ama olmaz kiii fönledikleri saçlarıyla nasıl Tito Caddesi'ni arşınladıklarından bahsetmemişsin,şey soracaktım bir de çorapları dizüstü mü oluyordu...Umarım neyden bahsettiğim anlaşılmıştır.Sonralara doğru daha çok insanların yaşadığı vahşet anlatılıyor.Kahroldum okurken ama hani...benim buna kahrolmam yazarın kaleminden kaynaklı da değildi.Zaten olan bir olay ve olanlar insanı kahrediyor.Yazarın hiçbir artısı yoktu yani.Hatta böyle insanlık adına utanç verici ve kan donduran bir gerçeğin böyle bir kitapla böyle bir kalemle anlatılması beni o kadar üzdü ki.Yazarın tek artısı sonsözüydü.
4.BÖLÜM
Evet,sonunda yazdım.Kaç aydır elimde debeleniyor,her bir şeye sinirlendiğimde buna devam edip taslak halinde bırakıp gidiyordum.Çünkü fark edeceğiniz üzere yazması benim için çok zordu.Hâlâ daha konuşabileceğim çok şey var.Bu zamana kadar okuduğum en kötü kitap olabilir ve inanın bana bunda teyzenin rolü çok büyük.Bir yazım hatam ya da bilgi yanlışım olduysa kusura bakmayın,iyi okumalar...