Gönderi

“PİR-İ LEZZET”
10/10
·314 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 16:48
‘Lezzet ağızda başlar Ama zihinde biter,’ diyen bir felsefenin romanı. Ama ‘göz görmez ise, dil-damak-burun da yabancılaşır.’ Çünkü ‘her lezzet görünüş ile bir bütündür…’ (alıntılar) Bu kitap damağımda güzel bir lezzet bıraktı, siz de tadına bakın isterim. Nasıl överim bilemedim; gastronomi, astronomi, tarih, arada Mevlana, Fuzuli gibi tasavvuftan zatların beyitleri de geçer. Osmanlı yemeklerinin inceliği, baharatların şifası, masal tadında bir kurguyla harmanlanıp okura sunulmuş. Bu yazardan daha önce kitap okumamıştım, ama İskender Pala’nın tarzına çok benzettim. İyi bir araştırma yapılmış, emek kokuyordu her bir sayfası. Okurken saray mutfağının perdelerini aralayıp, sanki pişen o leziz yemeklerin kokusunu alabiliyordum. Bu kesinlikle yazarın başarısı. Saygın Ersin Bey’in hayal gücü alkışlanacak türden, bunu da belirtmeden geçemedim.. Hem Osmanlı mutfak kültürünü yakından tanıyor, hem de saray içindeki gizemli ve entrikalı atmosfere tanıklık ediyorsunuz.. Kitaba dönelim: 17. yüzyılın Osmanlısında geçiyor hikâye. Topkapı Sarayı’nda taht değişikliği olunca, tahtın yeni sahibi tahtına varis olabilecek herkesin katlini ister, ölüm fermanı verir. Bu can pazarında 5 yaşında bir erkek çocuk sarayın mutfağına sığınır. İsfendiyar Usta sahip çıkar bu çocuğa ve onu yetiştirmek üzere Adem Usta’ya gönderir. Yanında bir de pusula yazar: Adem Usta kağıdı açınca şaşırır, kağıtta sadece ‘Pir-i Lezzet’ yazar (Pir-i Lezzet; doğuştan tatların, kokuların piridir), böyle bir yetenek dünyaya yüz yılda bir gelir çünkü. Bizim minik, bir lezzet ustasıdır. Ama ne kökünün saray eşrafından olması, ne doğuştan yetenekli olması ona hayatı kolaylaştırmayacaktır. Pir-i Lezzet olmanın hakkını verebilmek için uzun yolculuklara, meşakkatli tecrübelere ve de aşkı tatmasına ihtiyacı vardır. Çünkü önce kendisinin pişmesi, kendini bulması gerekir. Devamını romanda okursunuz.. Kitapta isimler verilmese de (birazcık sahip olduğum tarihi bilgimle;-)) hikâyede bahsi geçen Osmanlı sultanının, tahta çıkmasıyla 19 erkek kardeşini boğduran III. Mehmed olduğunu anladım. Bu durum olay yaratınca ondan sonra oğlu I. Ahmed’den itibaren hanedanın en yaşlı erkek üyesi padişah olmaya başlar. Kitapta bahsedilen Haseki Sultan’ın ise Sultan Ahmed’in dillere destan eşi Kösem Sultan olduğunu da anlıyoruz. (Böyle kısa bir bilgi de buraya bırakmış olayım..) Kitaptaki ana karakter hep ‘Aşçıbaşı’ ya da ‘Pir-i Lezzet’ olarak anılıyor. Ve hoş bir detay: roman boyunca onun gerçek ismini öğrenemiyorsunuz. Bu kavramın peşinden gitmek, tam olarak ne olduğunu anlamak da romanı sürükleyici hale getirdi. Pir-i Lezzet olunmazmış, öyle doğulurmuş, sonunda bunu anlıyorsunuz.. Arka fonda Osmanlı mutfağının işleyişi, bir ordu gibi çalışan aşçılarını, yamaklarını, kilercilerini, pazarcılarını, şerbetçi ve tatlıcılarını da okuyorsunuz. Kazanlarla, tepsilerle, muhteşem sunumlarıyla önümüze servis ediliyor yemekler kitapta. Hiç adını duymadığınız yemekleri öğreniyorsunuz. Farklı yemeklere ilginiz varsa benim gibi, bu kitaptan fazlasıyla zevk alırsınız. Kısacası, 5 duyunuza hitap edecek bir kitap. Birçok Osmanlı ünvanını da okuyarak öğreniyorsunuz böylece (Kapıcıbaşı, Hasodalı, Silahdar, Defterdar..). Son olarak; kitap ülkemizde Türkçe yazılmış ve 17 dile çevirilmiş, dünya çapında ilgi görmüş bir yapıt. Bizim ülkede bazı kitapçılarda yemek kitaplarının arasında yer almasına şaşırdım, çünkü yeri orası değil. Her ne kadar yemekler hakkında birçok bilgiyi barındırsa da sürükleyici bir roman. Masalsı tonunu sevdim, keyifle okuyun bu 1001 gece tadındaki lezzet yolculuğunu…
Roman - Tarih - Edebiyat
Pir-i LezzetSaygın Ersin · April · 20232,014 okunma
··
3 +1'leme
·
2.578 Gösterim
4 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İskender Pala'nın şimdiye kadar üç kitabını okuyabildim ki dönem romanı oldukları için sevdiğim yazarlar arasında yerini aldı. İşin içine mutfak da girmiş tadından yenmez diyorum listeme ekliyorum.. Güzel incelemeniz için teşekkür ederim🙏 Kaleminize yüreğinize sağlık 📚☕🌹
Funda Usta
Gönderi Sahibi
Rica ederim, öyleyse kitabı beğeneceğinizi umuyorum. Keyifle okuyun siz de…🌸
Çok güzel bir kitap keşfi yapmışsın 😇😇😇 inceleme de bir o kadar güzel ve merak ettiren türden. Açıkçası kitapçıda bende görsem yemek tarifi sanardım bunu halbuki kitap 17 dile çevrilmiş roman 🥺🥺 ekledim hemen listeme ve en kısa zamanda alıp okumam gerekiyor bunu☺️☺️☺️☺️
Funda Usta
Gönderi Sahibi
Aynen öyle. Rica ederim. Keyifle okuman dileğimle…🌸✨📖🥄
Kaleminize ve yüreğinize sağlık çok güzel bir inceleme olmuş, Bu incelemeyle Gastronomiye yaptığın bir katkı olarak gördüğüm için ayrı teşekkürler. Oğuz Atay'ın Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan' kitabında çok sevdiğim bir alıntı da “Herkes bilime hizmet için yaratıldığını anlamaz.”diyor, belki de sizin ülkemize değer katacak bu alanlara sahip çıkan sesi olmanız kim bilir sizin gibi değerli okurların vazifesi, Çünkü gastronomi gibi bazı konular başka ülkelerin tekeline bırakılmayacak kadar çok önemli..🙏
Funda Usta
Gönderi Sahibi
Rica ederim. Ne güzel söylediniz; ‘Gastronomi başka ülkelerin tekeline bırakılmayacak kadar önemli.’ Bunun için ister bu mesleğimiz olsun ya da olmasın, bu gibi değerlerimize sahip çıkmalıyız. Bu kitapta eskiye ait mutfak kültürümüze dair de çok kıymetli bilgilere yer verilmiş. Sadece kurgusal bir roman olarak bakılmasın, gastronomik bir hazine.
Funda Usta
Gönderi Sahibi
“Babü’s-Selam Kapısı: Kapıcıbaşı Ağa'nın gelmesini beklerken Aşçıbaşı önünde yükselen azametli kapıya bakıyordu. Bir kapı olmaktan çok daha öte bir yerdi burası. Asıl Saray tam buradan başlardı. Girişi umut ve ikbal, çıkışı hüsran ve felaket demekti çoğu zaman. Bugüne kadar bu kapıdan nice mağrur ve makbul insan debdebe ile girmiş, pek çoğunun başsız gövdesi yine bu kapıdan sessiz sedasız çıkıp gitmişti. Bu sarayda yaşamak, en acemi iç oğlanından padişah hazretlerinin şahsına kadar, Babü’s-Selam’ın kapı arasında sonu belirsiz bir yürüyüşe çıkmak gibiydi aslında. Yolun sonundaki ışığı görür, ona doğru yürür, ama bir türlü ulaşamazdınız. Ömrünüz, her an karanlığa düşme korkusuyla bu küçük taşlarla bezeli sonsuz yolaanan, saat saat, gün gün dökülür, Nihayetinde ya ecelin ya da bir celladın elinde tükenerek hiçliğe karışır ya da en fazla tozlu tarih yapraklarında birkaç satıra dönüşürdü. Dünyanın en sahte ışığıydı bu kapının ucundaki. Salt bir hayalden ibaretti.” (Alıntı, s. 32)