Gönderi

MAVİNİN ARDINA BAKMAK: BELKİ
Akdeniz’in ortasında bir adanın, haritaya bakınca sakinlik gibi duran kara parçasının aslında nasıl gözyaşı coğrafyası olduğunu hatırlatan bir kitapla karşınızdayım bu sefer. Zamanın unutturmaya yemin ettiği bizimse gündelik telaşların arkasına saklayıp bir lütuf gibi sunduğumuz yavru kelimesinin altında yatan yalnızlığı hissetmek, insanın canını acıtıyor gerçekten. İşte tam da bu hissin eşiğinde durup, Akdeniz’in tuzlu yasına, bir adanın sırtında taşımaktan yorulduğu yüke bakacağız birlikte. Sınırların toprağa değil, doğrudan doğruya insan kalbine çizildiğini fark edince adımlar yavaşlıyor ister istemez. Tarih bölümü dediğimiz kütüphane rafları bize hep rakamlar anlatır. Şu yılda şu oldu, bu sınır buradan çizildi, şu kadar insan yerinden edildi diye yazılır. Fakat rakamların arkasında, evinin bahçesindeki incir ağacının altında kalbi sökülen insanların nefesi vardır. Bunu kimse kolay yazamaz. Bu anlatıda kurgu ile gerçeğin nerede ayrıldığını anlamak imkânsızlaşıyor bir süre sonra, çünkü acı o kadar çıplak ki insan okurken kendi hafızasındaki odaların kapısını aralıyor ister istemez. 1958’de bir düşünce olarak filizlenen, 1963’te mürekkeple kâğıda dökülen nefretin ve nihayetinde 1974’te kanla, barutla, çığlıkla haritası yeniden çizilen bir toprağın öyküsü bu. Ama asıl toprağın üstünde yürürken ayakları kanayan ruhların hikâyesi. Genelde tarihî romanlarda bir süre sonra karakterlerin arkasında kaybolur büyük toplumsal trajediler, burada ise tam tersi oluyor. Karakterler yavaşça geri çekiliyor, sahneyi bizzat yaralı, etrafı tel örgülerle çevrilmiş adanın kendi çığlığı devralıyor. İnsanların yüzlerindeki çizgilerden, kuruyan kuyulardan, kapısına kilit vurulmuş dükkanlardan sızan keder, okurun yakasını hiç bırakmıyor. Devamını buradan okuyabilirsiniz. inadinaedebiyat.net/belki-inceleme BelkiBelki Sema SoykanSema Soykan
İnadınaEdebiyat
··
372 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.