Bir insanın antika saray saatlerini tamir etmekte ustalaşmış olması yeterince ilgi çekiciyken, böyle bir oyunu da yazabilmesi... :)
Şule Gürbüz okumalarının başladığı yer tam olarak burası olabilir.
Hafif dozda barındırdığı mizah ve karakterlerin çocuksu duygu durumlarıyla neredeyse Mercier ile Camier kıvamında bir eser.
Tiyatro yapıtlarında aradığım, olabildiğince beni o koltuğa oturtup, sahnenin ışıkları sönünceye dek oyuna dahil edebilmesi...
Çok az yerde kopuşlar yaşansa da, başarılı bir eserdi. Çok derinden, yüzeysel anlatıma, acıdan sevince, kahkahadan gözyaşına anlık geçişler, felsefi metaforların sarsıcı etkisi... Hayranlıkla okudum.
'Yaşlı İhtiyar' Beckett'ın neredeyse bütün eserlerinde görebileceğimiz, yardıma ihtiyacı olan duygusal gel-gitler yaşayan ama en güçlü cümleleri, en sıradan olayların içine gizleyen, yaşlı bilge arketipine yakın bir karakter. Her konuda üstünlüğünü ilan etmiş ama bu üstünlükten hazzetmeyen, düş ve gerçeğin sınırlarını yitirmeye cesaret edebilmiş biri. Merkezde bulunuyor...
Yaşlı ve genç kadın karakterlerinin, yaşam ve ölüm üzerine bizde bıraktıkları etki çok kıymetli...
Hizmetçi: başlarda gerçekten Yaşlı adama refakat eden bir hemşire olduğu fikrine kapılabilirsiniz, çıkarımları ve akıllıca sözleri size 'evet sanırım bir çıkış noktası buldum dedirtse de' oyunun sonlarına doğru fikriniz değişebilir.
Susan Sontag; "Yaşama gücümüzü delilik kaynaklarımızdan alırız." derken, anlamlı bir tespitte bulunmuştu. Uyum gösterebilme becerisi deliliğin bir biçimi değil de nedir? Belki bize hiç beklemediğimiz cümleleriyle şaşırtan insanlar onlara dayatılan zihinsel normların üstünlüğünü reddedenlerdir.
1950’lerde psikoz tanısı konulan vakalar modern zamanın gayet sağlıklı bireyleri kabul ediliyor. :) Meselâ Cagpras sendromu olarak adlandırılan bir psikolojik bozukluk var; ailenden birisi, eşin dostun sana ters davranışlar sergiliyor, buna katlanamadığın için, diyorsun ki, sen beni hayâl kırıklığına uğrattın, o kişi olamazsın, onun bedenine bürünmüş başka birisin. Ve sana ciddi bir mesafe alıyor, çünkü görüntünle, duyguları arasında bir bağ kuramıyor. Çoğu kez bunu hasta kendine itiraf edemiyor ve geçerli bulduğu gerekçelere tutunuyor. Bu bir belirtidir, daha ciddi bir hastalığın sinyalidir.
Eserin sonunda 'Yaşlı Adam' bize böyle bir şok yaşatıyor ama buna Cagpras sendromu diyemeyiz sanırım :)
Eserin en yoğunlaştığım bölümü, iyi ve kötü ayrımının keskin bir çizgiyle ayrıldığı, şu konuşmalarda geçiyordu;
YAŞLI ADAM : (Başını sallar.) Hiç olgun
değilsin, hiç.
HIRPANİ KADIN : (Kahkahayla güler.) Nasıl olgun olabilirim; daha ölmedim ki?
Psikoz tanısının ilk emaresi, iyi-kötü ayrımı konusunda asla taviz verilmemesidir. Her şeyin, bütün diyaloğun gelip dayandığı kaskatı bir iyi ve kötü yargısı vardır. Kutsanmış bir düşüncedir adetâ, esnetilmesine imkân yoktur. Bunu Şule Gürbüz, eserin bu sahnesinde ustalıkla işlemişti...
7 sahneden oluşan oyun, kara mizahın en iyi örneklerinden biriydi.
Keyifle okuyun...
...
{Başlıkta geçen cümle Lacan'a aittir.}