·158 syf.····Okunma: 20 Kasım 2024 02:59 Ahmet Mithat Efendi, Tanzimat döneminin en üretken kalemlerinden biri olarak, Felsefe-i Zenan ile yalnızca bir hikâye anlatmakla kalmaz; o dönemin toplumsal yapısını, kadın-erkek ilişkilerini ve "mutluluk" kavramını derinden sorgulayan bir felsefi zemin inşa eder. Akile, Fazıla ve Zekiye gibi karakterler üzerinden kurgulanan bu eser, geleneksel aile yapısının ve kadınlara biçilen "fedakârlık" rolünün bir eleştirisi niteliğindedir.
Eserdeki "Fakat her şeyin cahili olmaktansa o şey hakkında bilgi sahibi olmak yeğ değil midir?" sorusu, aslında Ahmet Mithat Efendi'nin okuruna ve toplumuna verdiği ana mesajdır. Yazar, cehaletin koruyucu bir kalkan değil, aksine bir hapishane olduğunu vurgular. Özgürleşmenin ilk adımı, insanın içinde bulunduğu durumu tüm çıplaklığıyla analiz edebilmesidir.
Toplumsal dayatmaların ötesine geçebilmek, karakterlerin kendi özgür iradelerini keşfetmeleriyle mümkündür. Yazar, aşkı idealize edilen bir masal olmaktan çıkarıp rasyonel bir zemine oturtur:
"Hiçbir aşk yoktur ki masallarda denildiği gibi görür görmez kalbinin derinliklerinden ve can-ı gönülden kopuşup da gelmiş olsun."
Bu cümle, duyguların da bir akıl süzgecinden geçirilmesi gerektiğini savunur. Akile, Fazıla ve Zekiye’nin yaşadıkları, birer duygu tutsaklığından ziyade, kendi zihinlerini özgürlük aşkıyla doldurma çabasıdır. Nitekim karakterin ifadesiyle: "Ben zihnimi, esaretin her yönünü uzun uzadıya ölçüp tarttıktan sonra özgürlük aşkıyla doldurdum." Bu ifade, esaretin sadece fiziksel değil, zihinsel bir tercih veya bir kabulleniş olduğunu gösterir. Kitabın belki de en vurucu eleştirisi, insanın sahte mutluluklar peşinde koşarak kendi özgürlüğünü nasıl sınırladığı üzerinedir:
"İnsan kısmı hürriyet hürriyet der de hürriyetin ne olduğunu dahi bilmez. Mutluluk mutluluk diye arar arar da bulamaz. Biraz tatlıca lokmayı ve beş on kuruş fazlaca akçeyi görünce, 'Mutluluk bu imiş, hürriyet dahi ancak bununla sağlanırmış,' diye kapılır gider..."
Ahmet Mithat Efendi, maddi konfor ve sosyal güvence adına özgürlüğünden ödün veren bireyin trajedisini ustalıkla ifşa eder. İnsanın, "konforlu bir kafesi" özgürlük sanması, dönemin sosyal yapısı içindeki en büyük yanılgıdır. Felsefe-i Zenan, sadece bir "kadın sorunu" kitabı değil, aynı zamanda insanın kendi zihnindeki zincirleri kırma kılavuzudur. Ahmet Mithat Efendi, mektup-roman tarzını kullanarak karakterlerin iç seslerini bize ulaştırırken, okuru sürekli olarak "hürriyetin" ve "mutluluğun" gerçekte ne olduğunu düşünmeye davet eder. Bugün bile bu sorgulamalar, birey olma çabası veren herkes için yol gösterici nitelikte. Üstelik bu kıymetli eserin, Osmanlıca orijinaliyle birlikte sunulması, tarihsel bir yolculuğa çıkmak isteyen okurlar için büyük bir şans.
Not: Tanzimat edebiyatının öncü ve üretken kalemi Ahmet Mithat Efendi'nin henüz 28 yaşındayken kaleme aldığı Felsefe-i Zenan (Kadınların Felsefesi), Letaif-i Rivayat adlı hikâye koleksiyonunun en kıymetli cüzlerinden biri olmakla beraber, kadın sorununu doğrudan konu eden ilk yerli eserdir.