·128 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Haziran 2026 12:56 "MUKADDES"
"Bilir misiniz, ilkbaharda yağmurdan sonra gökyüzü bambaşka bir berrak mavi renge bürünür. Yağmurla yıkanan ağaçlar tıpkı düğüne süslenen kızlar gibi açılır; hava nefis bir kokuyla dolar, kuşların cıvıltıları her tarafı kaplar. Mukaddesʼle vedalaşıp geri dönerken, benim gönlüm de tıpkı yağmurdan sonraki gökyüzü gibi bemberraktı. Sanki herkes bana bakıyor, güya yalnız ben değil, bütün insanlar gayriihtiyari birbirine karşı şefkatli, son derece nazik, oldukça iyi kalpliydiler."
Aşk, sadece kavuşmak değil; anlamak, beklemek ve büyümektir. Özbek Edebiyatının zarif kalemlerinden olan bu muazzam eser, bir aşk hikâyesinin ötesinde; eğitim, aile bağları, kimlik arayışı ve umut üzerine derin bir yolculuk sunuyor bizlere.
Göründüğünden çok daha derin bir meseleyi anlatıyor aslında.
Şerif'in hikâyesi; Türkiye’nin dört bir yanında sınava hazırlanan binlerce gencin hikâyesiyle aynı: Emek, fedakârlık ve gelecek kaygısı.
Hikâyemizin kahramanı Şerif bir fabrikada işçi olarak çalışıp üniversite sınavlarına hazırlanan genç bir delikanlı.
Enstitü koridorlarında geçen günlerinden birinde, tek başına bir köşede oturan Mukaddes’e rastlar. O an değişir her şey hayatında. Dersler, kitaplar, sınav kaygısı geri planda kalır; Şerif’in tüm dikkati bu gizemli kıza odaklanır. Zordur hayatı bir yandan çalışıp bir yandan okumak. Sevdiği kıza olan duygusu, özlemiyle alır götürür onu da hayatın karmaşasında.
Mukaddes'in sessiz duruşu, yalnızlığı ve naif halinden etkilenen Şerif içindeki samimiyetle ona kendi ailesini anlatır. Mukaddes de boş değildir ona karşı, kapılarını açar ve kendi hayatından anlatmaya başlar.
İki genç arasında başlayan samimi konuşmalar, kısa sürede derin bir bağa dönüşür. Birlikte sınava hazırlanırlar, hayaller kurarlar, geleceği konuşurlar. Ama hayatın sürprizleri her zaman beklenmedik kapılardan çıkar. Sınav sonuçları açıklandığında Mukaddes’in isminin listede olmaması, ikilinin yolunu birden keskin bir viraja sokar. Şerif, hayatının en ağır gerçeklerinden biriyle yüzleşir: Babasının öz babası olmadığını öğrenir. Bu iki büyük şok, onu kendi kabuğuna çekilmeye iter. Mukaddes ise onu merak eder, gözlemler, sessizce bekler, sadece bekler.
Mukaddes’in ismi listede yoktur. Neden mi? Çünkü emeğin karşılığını yok sayan, torpille ve hileyle örülmüş bir sistem, bir gencin hayatını altüst etmiştir.
Sınavlara karıştırılan kirli oyunlar, emek hırsızlığı, hak edenin kazanamadığı bir düzen… Bunlar sadece romanın kurgusu değil aslında, günlük hayatımızın bir parçası.
Yazar, bu sistematik adaletsizliği geri planda işleyerek, aslında en büyük yıkımın insan psikolojisi üzerinde olduğunu gözler önüne seriyor. Hayalleri çalınan gençlerin yaşadığı felç edici çaresizlik, satır aralarında o kadar güçlü verilmiş ki…
Öyle ustaca bir dil kullanılmış ki, Şerif’in tüm ruhsal dalgalanmaları âdeta benim bedenime işledi. Onun çaresizliği benim çaresizliğim, onun umudu benim umudum oldu. Bir insanın iç dünyasına yapılan yolculuktu. Ama asıl çarpıcı olan, bu hikâyenin yaşanmış olması.
"Bazı kitaplar okunur, bazı kitaplar yaşanır."
Kitapla Kalın.