Kazuo Ishiguro'nun Günden Kalanlar ilk bakışta yaşlı bir uşağın geçmişine dönüp baktığımız sakin bir hikâye anlatıyor gibi görünse de aslında çok daha fazlası.
Hikaye boyunca Stevens'ın anıları eşliğinde geçmişe gidiyoruz. Hayatını görevine, disipline ve kusursuz hizmet anlayışına adamış bir adamın hikâyesini okurken zamanla onun kaybettiklerini de görmeye başlıyoruz. Özellikle Bayan Kenton ile olan ilişkisi, söylenmemiş sözlerin ve yaşanmamış ihtimallerin insanın içinde nasıl yer ettiğini çok etkileyici bir şekilde hissettiriyor.
Kitapta beni en çok etkileyen şey, büyük pişmanlıkların çoğu zaman yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan kaynaklandığını göstermesiydi. Stevens hayatı boyunca doğru olanı yaptığına inanıyor ancak yıllar sonra geriye baktığında mutluluğunu, duygularını ve hatta kendi hayatını görev anlayışının gölgesinde bıraktığını fark ediyor. Yazar, bunu öyle sakin ve incelikli bir şekilde anlatıyor ki okurken karakterin fark edemediği şeyleri biz görmeye başlıyoruz.
İshiguro'nun dili son derece sade ama etkisi çok güçlü. Büyük olaylar ya da dramatik sahneler yerine sessizliklerle, eksik kalan cümlelerle ve bastırılmış duygularla ilerleyen bir roman. Belki de bu yüzden etkisi daha kalıcı oluyor.
Günden Kalanlar benim için, kaçırılmış fırsatlar, bastırılmış duygular ve geriye dönüp bakıldığında elde kalanlarla ilgili çok hüzünlü ama bir o kadar da güzel bir romandı. Bitirdiğimde aklımda kalan soru ise şuydu: Hayatımızı gerçekten kendi seçimlerimizle mi yaşıyoruz, yoksa görevlerimizin ve alışkanlıklarımızın bizi sürüklediği yerde mi buluyoruz kendimizi?