Gözlerime inanamadım.
Çölde debelenen yavrumun ayaklarının altında şırıl şırıl bir hayat akıyordu. Gözyaşlarımdan akıttığım hayat sanki orada çeşme olmuştu. Yanlış mı görüyordum, yoksa yine bir serap mıydı? Gözlerimi, kurumuş ellerimle iyice sildim. Bir kez daha dikkatlice baktım. Hayretten büyümüş gözlerim mavi ışıltıyı daha net görüyordu.
Hayretle atıldım, sevinçle koştum. Bağırdım, bağırdım...
Suyun etrafa kaçıp gitmesine engel olmak istedim. Etrafına topraklarla bent yaparken çığlık çığlığa bağırdım:
"Zem, zem! Zem, zem!" (Dur, dur!)" *