Gönderi

Siyah Kar
Ağustos Ayı Hikaye/Deneme Etkinliği hizliresim.com/b6L0W8 Aaa şehrinden İii şehrine eşek yüküyle gıda boyası taşıyan kargo uçağı, kasabanın aylak avcılarından kaçan kuşların motoruna dalması sonucu Eee şehrinde kaçınılmaz bir infilakla parçalandı ve bulutlardan selam alıp toprağa koştu. İlk motordaki patlamayla kaptan, mürettebattaki sarhoş kaptanları uyandırmaya çalışmış ama başaramayacağını anlayarak paraşütünü alıp uçaktan atlamıştı. Birkaç saniye içinde de zaten ses, basınç, yüksek sıcaklık ve kara-kızıl renk cümbüşü... Görevini ifa etmek üzere orada bulunan Ölümcül Melek pilotun bu girişimini gözden kaçırmıştı. Kokpitteki iki kaptanla işini bitiren Ölümcül Melek, üçüncü kişiyi bulamayınca panikleyerek etrafı kolaçan etmiş ancak yoğun dumandan ötürü pek bir şey görememişti. Bu esnada patlamadan doğan yoğun basınç bir zaman bükülmesine sebep olmuş ve pilot, otuz beş yıl önceki gibi bir bebek olarak kasabadaki bir kapının önüne iniş yapmıştı. ("Kesin o evdekilerin de ya çocuğu olmuyordur ya da çocuklarını yeni kaybetmiştir, ne sıradan bir anlatı." diyen okur yine de anlatıya tepeden bakarak, sadaka verirmişçesine okumaya devam eder.) "Lütfi, koş gel dışarıya bak, siyah kar yağıyor!" der hayretle camın ardını izleyen Ülfet. Lütfi, kısırlığıyla sıyırmaya başladığını düşündüğü yedi yıllık karısının iyiden iyiye delirmeye başladığı inancıyla kumandayı divana bırakıp dudaklarını memnuniyetsizliğini ifade edercesine sıktı ve cama gitti. Camdan baktığında karısının haklı olduğunu anladı. Aklına Memik Dede'nin sözleri geldi: "Gıyamet ne zaman gopacak bilin mi Lüdfi? Ergekler garıya, garlar garaya dönünce. Bak, ergekler hepisi garı gılıklı enlam. Ha bi de gara gara garlar dögülmeye başladı mı anla ki ötecek düdük, gopacak gıyamet." Korku ve şaşkınlığın aynı bahçeyi paylaştığı bir duyguyla dışarı çıkmak üzere kapıyı açan Lütfi karşısında altında bir şeyin kıpraştığı ipli, geniş bir naylon gördü. Siyah karların dökülmesiyle eş zamanlı yaşanan bu durum onu ürküttü. "Ülfet kız, kapının ardından değneğimi ver hele!" Elindeki değnekle uzaktan ve temkinli naylonu havaya kaldırdı. Yıllardır karısının altından çıkarmasını beklediği bebeği nereden geldiği belirsiz bir naylonun altından çıkardı. Kimseye görünmeden hem paraşütü hem bebeği hızlıca eve soktu. ("Al işte, farklı bir şey çıksa şaşardım zaten. Şimdi de Azrail pilotu bulmak için kasabaya iner herhalde, ne olacak sanki başka.") Köyün gençlerinin siyah kar yağmasını sosyal medya hesaplarından paylaşmaları ve olayın ulusal basında yer etmesi bir anda kasabayı turistik bir bölge hüviyetine soktu. Bölge halkı, havaların ısınmaması, karın durmaması için cami imamıyla beraber kar duasına çıktı. Kar kasaba için kâr kapısı oldu. O yağan siyah şeyler kasaba için kar değil kârdır artık. Ölümcül melek de bu esnada boş durmamaktadır. Önce tekmil kıyafet bir insan gibi civardaki hastaneleri gezer, aradığını bulamaz. Sonra uçak enkazının civarında dağ bayır gezinir, aradığını yine bulamaz. Hastanede ve arazide olmadığına göre birilerinin bakımı altındadır der ve civar kasabaları gezmeye başlar. ("Şimdi işler biraz karıştı. Azrail pilotu koca adam olarak arayacak ama pilot el kadar bebe oldu. O kısım da zaten müthiş saçma ve mantıksızdı, daha o cümlede bırakmalıydım ya neyse.") Tüm bu olağanüstülüklerin ortasında, hatta tam ortasında, Lütfi ve Ülfet ailesi, kasabadaki bu hengame ve patırtı sayesinde kapılarına kadar gelen bu bebeği nasıl saklayacakları, sonrasında ne yapacakları hususunda zaman kazanmış oldular. Şu an kasabalının aklındaki tek şey siyah karı daha farklı ne şekilde ve boyutta kâra çevirebiliriz düşüncesiydi. Memik Dede'nin kıyamete dair kehaneti bile umurlarında değildi. Ölümcül Melek, enkazın bulunduğu köydeki evleri bir jandarma olarak gezdi. "Son zamanlarda kasabada bir yabancı gördünüz mü?", "Otuzlu yaşlarında kaçak bir mahkumu arıyoruz, şüphelendiğiniz biri olursa kahvede olacağım, beni bulun." Buradan sonuç alamayınca yan köye geçti. Pilot muhtemelen rüzgardan ötürü civar köylere konmuştu. Sonra siyah kar yağan köye geldi. Patlama esnasında rüzgar bulutları buraya taşıdıysa pilot da buralarda olmalı diye düşündü. Önce muhtarı aradı ama bulamadı. Şu sıralar köyde kimse yerinde değildi. Müezzin bazı ezanları kaçırmış, imam namazları atlamış; öğretmen teneffüs kadar ders, ders kadar teneffüs yapmıştı. Köyde evden çıkamayan tek kişi Ülfet'ti. Onu eve bağlayan çok geçerli bir sebebi vardı: Otuz beş yaşında bir bebek. Ölümcül Melek karı kâra çeviren bu köydeki evleri gezmeye başladı. Evlerin çoğuna giremedi bile, köydeki hanelerin çoğu boştu. Camdan hala yağmakta olan siyah karı izleyen Ülfet'in önünden kardan daha siyah bir şey geçti. O karartı daha sonra sese dönüştü: "Tak tak tak". Ülfet başındaki örtüyü düzeltti, boşluk üstüne baskı uyguluyor gibi hissetti. Kapıyı açtı. " Son zamanlarda köyde otuzlu yaşlarında bir yabancı gördünüz mü?" Ülfet'in bedeni hatta ruhu korku kokar oldu. Endişesini ağzının içinde geveleyip: "Köy hepten yabancı dolu beyim. Otuz yaşında olan da var, on yaşında olan da elli yaşında olan da." Ölümcül Melek evin içini görmek istedi, onu buraya çeken bir şey vardı. "Bir mahkum firar etti geçen gün, tehlikeli bir mahkum. Evin içini gezebilir miyim?" "Buyur beyim." Ölümcül Melek zaten iki göz odası olan evi, kömürlüğü, bahçeyi bir çırpıda inceledi. Beşikteki bebeği çıkmak üzereyken fark etti. "Allah bağışlasın bacım." diyerek beşikteki örtüyü çekti. Bebeğin yüzü hiç bebeksi değildi. Yadırgadı Melek. Gülümsedi bebek ve henüz otuz beş yaşında ve birkaç günlük olmasına rağmen ilk kez konuştu: "Baylar bayanlar ve sevgili çocuklar, ben kaptan pilotunuz..."
Etkinlik
··
13 Gösterim
4 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Elinize sağlık, güzel ve esprili bir diliniz var, eğlenceli bir hikaye olmuş. Bazı şeyleri çok kullanmışsınız arada (kardan kar gibi) bir de o okuyucuyu tahrik amaçlı parantezler başta zevkli ama sonlara doğru benzer şeyler olduğu için sıkıyor biraz. Klimt'in tablosundan böyle bir şeyler çıkarttığınız için çok teşekkürler.
Hüseyin T.
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim, o parantezler farklı bir işlevde kullanılmak üzere konmuştu başta ama sonra dekor olarak kaldı ve sırıtan bir dekor olmuş sanırım. Klimt de hakkını helal etsin artık. :)
:)) Recep ivedik diyor ya "bilmem ben bu hikayeyi neden anlattım ama, oyle işte..." Güldürmek gibi iyi bir kaleme sahip olabilirsiniz belki de. Sanırım iştahli bir yazar (merak) 😉 diye düşünüyorum nacizane... Emeğinize sağlık efendim...
Hüseyin T.
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim. Biraz mizaçtan, biraz gayriciddilikten ne yapsam içinde espri olsun istiyorum. :)
Absürt bir hikaye olmuş, elinize sağlık güldürdünüz. :))
Hüseyin T.
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim, çabam o yöndeydi. :)