Puan vermedi·120 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Ağustos 2018 19:18 Okuyan herkesin farklı anlamlar ve bambaşka tatlar çıkartabileceği öyküler bunlar. Burada sadece yazarın giriş öyküsü olan “Horozlar”ı kabataslak ele aldım. Aksi halde her bir öykü için öykünün kendisinden daha uzun bir öykü çıkarılabilirdi. Birkaç cümleye bir haydutluk yapmış bir yazarın, kibarca vurgunudur bu diyebilirim. Kendi adıma metaforu ve araya yemlenmiş usta işi izahları yakalamaya çalıştım. Öküz altında buzağı aramaya kalkışmayan sade bir bakışla dahi okunsa keyif verecek yazarla ve öyküleriyle beni tanıştıran üstat tabula’ya selam ederim. (Öyküler içinde en beğendiklerimin ise “Kediler” ve kitaba ismini veren “İshak” olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.) Bundan gayri tek öykülük spoiler içerir.
Ve içsel bir sorgu başlar. Dünya ne idi? “Serseri rüzgârların çalkalayıp durduğu karmakarışık bir su yüzeyi! ” Ya kendisi? “Ağır bir taş!” Dinlenmek için ne yapardı büyükanne, “Dibe çökerdi.” “Kim bilir belki de bütün ömrü boyunca her şeye bu özgürlüğü düşünerek katlanmıştı. Gittikçe sevindi ve büyüdü içinden. Artık yağma yok diye geçirdi.” İstese yüzebilir, hatta suyun üstüne çıkabilir, kendini belli edebilirdi. Ama istemedi. “İstese elini yemeğe uzatabilirdi. Ama uzattığı anda bu üstünlüğünü kaybedeceğini biliyordu. Öbürlerine küçümseyen gözlerle baktı.”
“Yüz yıla yaklaşan ömrüne” ve “bunca değerli görünen bir yığın deneyime” kıs kıs gülüyorlardı. Ne de olsa artık bir bunaktı. İçinde büyüyen ne idi? Anlamak; zavallılığı: Yaşamın sürekliliği karşısında tek kişilik yaşantılara saplanmış ömürlerin acizliği. Neydi büyüyen sevinç; olsa olsa bir arzu, daha önce görülmemiş 'bir horozlanmak isteği!' Ama kime? Neden bu denli yakındı hissettiği duygu, “Sanki bir zamanlar horoz muymuş, yoksa horozların içinde mi doğmuş, yoksa bir gece düşünde bir horoza mı binmiş, yoksa erkek horozlar, dişi horozlar?.. Ne bileyim.” Uyanmak vaktidir şimdi, bir kez olsun kuşatan nesnelerden ve anlamaz, duvar gibi görüşlerden ayrışmak, bütünün oyununu bozmak, horozu uyandırmak…
“Horozları uyandırmak istedi. Tam bunu yapacaktı sedir gıcırdadı. Ve büyükanne aile çevresinin sert kalıpları içine düştü. Artık horozları doğrudan doğruya uyandıramazdı. Bir yol bulmalıydı. Ama o kadar çeşitli yollar vardı ki, düşündü düşündü, sonunda en tuhafını en olağanı budur diye seçti.”
Neredeydi gerçekten? Biliyordu işte. Kavramıştı düzenin içinde saklanan saçmalığı. “Sonsuz bir gülünçlüğün ortasındaydı.” Yıllara bölünmüş yaşantılar ve gerçeğe karışmış büyük menkıbeler. Bütün kapıların çıktığı oda aynıydı ve aynı küf kokusu her odada duyuluyordu; çürümek...
“Büyükanne fırsatın henüz geçmediğini düşündü. Yeniden, «Ö-örö-ööööl.» diye bağırdı. Çocuk şaşkınlıkla fırladı kalktı yerinden. «Niye ötüyorsun büyükanne be?» dedi. Kadın kocasının kulağına eğildi, «iyice bunamış.» dedi. Adam başını salladı. O anda büyükanne durumunu kavradı. Sonsuz bir gülünçlüğün ortasındaydı.”
Hayır, asıl o kendisini ve dünyasını çürüten 'saat' ile alay ediyordu.