"Kendim olmalıyım, diye tekrarlıyordum, onlara hiç aldırmadan, onların seslerine, kokularına, isteklerine, sevgilerine ve nefretlerine aldırmadan kendim olmalıyım ben, kendim olmalıyım, diye tekrarlıyordum, sehpanın üzerinde memnun duran ayaklarıma ve tavana üflediğim sigara dumanına bakarak; çünkü kendim olamazsam onların olmamı istedikleri biri oluyorum ve onların olmamı istedikleri o insana hiç katlanamıyorum ve onların olmamı istedikleri o dayanılmaz kişi olacağıma hiçbir şey olmayayım ya da hiç olmayayım daha iyi, diye düşünüyordum."
~
❝
Sen bu dünyanın sırlarına eremezsin,
Erenlerin dilini de söktüremezsin!
İyisi mi, al şarabı, cennet et bu dünyayı:
Öbür cennete ya girer,ya giremezsin!
❞
~
O yabanıl çalılıkların ve ağaçların arasına, diz boyu olmuş otların üzerine uzanınca, insan kendini doğanın bir parçasıymış gibi hissediyor ve hiç kimsenin ona sahip olmaya hakkı olmadığını düşünüyor...
Biz sudanız.
Yaşam suyun içinde filizlendi. Irmaklar toprağı besleyen kandır ve bizi düşündüren hücreler, bizi ağlatan gözyaşları, bize hatırlatan bellek, hepsi sudan yapılmıştır.
Bellek bize bugünün çöllerinin dünün ormanları olduğunu ve suyla toprağın hiç kimsenin ve herkesin malı olduğu o çok eski zamanlarda, bugünün kuru dünyasının ıslak dünya olmayı bildiğini söylüyor.
Bu su kime kaldı? Sopayı elinde tutan maymuna. Silahsız maymun bir sopa darbesiyle öldü. Eğer yanlış hatırlamıyorsam, 2001, Bir Uzay Destanı filmi böyle başlıyordu