Viski... Viski Bardağı... Buz... Maden suyu... Badem... vs. Bir borsa spekülatörünün anıları... Jesse Lauriston Livermore'a... Nietzsche'nin beş para etmez ayracı mide bulantısı. Bıyıklının tılsımlı dünyası, uzak tut kendinden. Ayva; dilim dilim. Beyaz tabakta, meyvenin sararmış iç teninde kızaran lekeler... Hayata bakış açısı mükemmel halim ne idiği belirsiz bir alanda hizmet vermektedir. Hafta sonuymuş, alkolün kafaları güzelleştirme sanatı üzerine viskiyi seçmek benim biricik mutlu olma acizliğim. Marka yok, hedef, tadında bırakmak. 1000 K ekim ayı öykülerinde vaziyete uygun bir güzellik hali. Nesnelerin ya da ölçülebilir değerlerin güzellemesinden öte bir düşünce hali. Akşam yemeği öncesi penceremde biraz gün batımı. Bir insan hayatına ya da hayallerine nasıl tecavüz eder? Çok geç. Telaşlanmaya mahal yok. Başkent çok tehditkâr, bina çatılarında uçuşan güvercinler. Saksağanlar ahiret ağıdında. Bu yırtık senfoniyi dinlemeyen ölsün. Her şey, üretilmiş her biçim ve kıymet analizi yapılmış her saçmalık gibi kontrol altında yaşıyormuşuz, -muşuzlar cennetinde, kavisli yollar ve gidip geldiği tüm trafik kazaları emrimize âmade. Tam takır yaşıyoruz, enflasyon ters tepmiş bir peri masalı, kurgulanmış senaryoların beşiğinde çocuk gibi uyutulan ülkem, hayat sevince güzel. Dondurulmuş zihinler ve sonrasında şaraba döndürülmüş üzümler, çok güzeliz, hayat sevince güzel. Bardağım üç ile dört arasında köprü kurmuş. Üzülmüyorum, kadehler, kadehler, bir piramit yapıyorum geçip giden zamandan. Eh işte, zaman daralıyor, meyve tabağı büyüklüğünde hayatlar, tabak boşalıyor. Akşam yemeği yaklaşıyor, son akşam yemeği, ah Leonardo, sen ne harika bir şeysin, bir tabloda benim için olsun, beni baştan yarat. Keşke zaman dursa, pazartesiler hiç olmasa, hayat bayram olsa. Damat Ferit nerede,