Odessa

Spoiler içerir
Puan vermedi·360 syf.··
2021 2. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2021 23:50
"Tanrı, 'Tanrı öldü' diyen Nietzsche'yi haksız çıkarmak için ona yeniden can verir." Carlos Fuentes, ölümünden kısa bir süre önce 1 Mayıs 2012'de Buenos Aires kitap fuarında yazdığı 'Friedrich Balkonunda' isimli romanını açıklarken bu ifadeleri kullanır. Arka kapak yazısında geçen bahis, daha evvelden "Terra Nostra" ile kendisine hayran kalmış bulunduğum yazarın bu 'acayip' eserine gönlümü kaptırmama vesile olmuştur. Carlos Fuentes, dirilen Friedrich Nietzsche ile bir devrim arifesinde ülkeyi ve tüm devrimi baştan sona izleyebilecekleri evinin balkonunda sohbet halindedir. Tüm süreç boyunca devrimi, politikayı, politik ve dinsel ahlâkı, felsefeyi, sapkınlığı ve aşkın binbir hâlini, dinsel komedi ile uzantısı trajediyi, kahramanlığı ve devirdiği düzene dönüşen devrimin kaçınılmaz insan doğasına özgü çaresizliğini tartışırlar. Hayalî bir devrimin kritiğidir yaşanan. Savaş tüccarları zenginliklerini koruyabilsinler diye suni olarak yaratılan ulvi değerler ve yüksek idealler uğruna kukla yöneticiler tarafından savaşlara gönderilen askerler (ve hakarete uğramış cesetleri ve kopmuş bacakları ve parçalanmış uzuvları ve hiç gerçekleşememiş hayalleri ve sağ kalmış olanlar için kobay olarak kullanılacakları deliler hastanesi)... mevzu bahistir. Onlar, ya kendilerini leş gibi bir ölüme ya da daha iyimser bir tabirle? soylu kara talihlerine götürmek üzere havaalanlarında bekleyen uçaklara binmeyi reddederlerse? Sokaklara dökülürlerse? Yoksul halkla birleşirler ve başkanın kellesini mızrak ucunda sokak sokak gezdirmeye başlarlarsa? Devrimin tetikleyicisi Saul, Dante ve Aaron, Epikuros'un Bahçesinde (neden Sokrates'in değil) buluşup buluşup konuyu planlarlar ve iyi niyet adına şiddetin bağrında palazlanan yıkıcı kararlar alırlar. Devrim gerçekleştiğinde ise bir insan klasiğidir,
Friedrich BalkonundaCarlos Fuentes · Can Yayınları · 201542 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
MASUMİYETİMİZ ÜZERİNE
Puan vermedi·516 syf.··
Beğendi
·
2020 20. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 18 Temmuz 2020 18:51
AŞK ve MÜZE ÜZERİNE Şöyle bir sualle başlamak istiyorum yazıma; aşk nedir ya da ne değildir? Kendi adıma, hayat sahnesinde gözlemlediğim kadarıyla, dizginleyemediğimiz dürtülerle başlayan, her an birlikte olma isteği ile sürekli tetiklenen, heyecan ve mutluluk uyandıran, içine ara ara ızdırap karışmış fakat şiddetinin büyüklüğüne bağlı olarak bir zaman sonra (er ya da geç), bir balon misali sönmeye yazgılı bir ihtiras olarak tanımlayabilirim. Aşk, farklı yaşamışlarca eksik, fazla ya da hatalı yorumlanabilir. Evlilikle devam edenler içinse basmakalıp sözcüklerle söylersek, aşkın yerini sevgi ve saygının aldığı fakat genel olarak çıkmaza girmiş alışkanlık ya da zorunluluk hali diyebiliriz. Bir nevi fedakarlık. Eserde birçok diyalog içerisinde ucundan köşesinden bir tanımlanma girişiminde bulunulmuştur. #79364217 #77041494 İşte, antik tanrıların destansı mitlerinden insanların efsaneleşmiş masallarına kadar tarih boyunca hakkında onlarca yüzlerce ve belki binlerce kez oluşturulan metinler, şiirler, şarkılar, türküler, şölenlerın vs konusu olan aşk, yazarın kaleminin öncü hedefindedir. Kendileri der ki “Romandaki ilk hedefim müze değil, aşk dediğimiz karmaşık, psikolojik, kültürel, antropolojik şeyi soğukkanlılıkla anlatmaktı.” Anlaşılacağı üzere yazarın tek derdi dokunaklı bir aşk romanı değildir. Aşkın yaşandığı zamanı, mekanı ve kahramanlarının tesir ettiği ve bir anıya dönüştürdüğü eşyaları parçalara ayırarak (atomu parçalamak gibi oldu bu) ruhumuzda bıraktığı yaşanmışlığı iyisi ve kötüsüyle, acımasızca detaylandırarak aşkı görünebilir bir nesne haline dönüştürmek, kısaca aşkı müzeleştirmek diyebileceğim bir hadiseye girişmektir. Çoğumuzun hafif gördüğü ya da toplum içinde öyle gözüktüğü, gözükmek
Edebiyat
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma
"Doğruyu söylerseniz, er ya da geç yakalanırsınız." Oscar Wilde
9/10
·592 syf.··
Beğendi
·
2018 44. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2018 11:04
Žižek'in ahir zamanlarında neler yaşandığına bir bakalım. Bu kitapta kimi arıyorsa gönlünüz, arzulanan nesne olarak "O" hayattadır ve bir vücut içerisinde, karşımızdadır. Hintli bir devlet görevlisi sayfaların arasından uzanıp kitabın kapağını açar ve sizi şu sözlerle kendi evrenselliğine davet eder "Eğer bir alanı yönetemiyorsanız, o alan size ait değildir. Haritada öyle görünür, ama fiiliyatta..." Hermann Hesse, Chakravarti'nin sözünü keser "Hakikat öğrenilmez, yaşanır. Savaşa hazırlanın!" Ve kaçınılmaz olan başlar. Nedenini bilen var mıdır? Modern dünyanın üzerinden bir "Hitler" geçmişse, hâlâ iyimser ve insandan yana ümitli olmak mümkün müdür? Pascal Bruckner fısıldar kulağımıza "Medenileşmiş olmak insanın bir barbara dönüşebileceğini bilmesi demektir." Žižek omuz verir dostuna "Barbarlık potansiyelini inkâr eden her medeniyet, barbarlığa zaten teslim olmuş demektir." Öyleyse; "Bir şeytan soyu için Ütopya!" "Yapılması gereken şey _ahlaki ayartı_ dan kurtulmaktır." "İnsanlara evrensel olduğu düşünülen etik bir ideali dayatmak, tüm suçları kapsayan bir suç, tüm suçların anasıdır." Ve Kant sahneye çıkar "İnsan doğası bencildir, onu değiştirmenin herhangi bir yolu yoktur; gerekli olan şey, şahsi kötülüklerin herkes için iyi olana hizmet etmesini sağlayacak bir düzenektir." Aha! Çekilin yoldan devlet örgütlenmesi geliyor. Yaşasın demokrasi! Yaşasın cumhuriyet! Neden bu kadar mutsuz ve umutsuzuz acaba? El-cevap "Tek tek bireyler için kötü olan, herkesin iyiliğinedir." Churchill kürsüden sesleniyor "Demokrasi en kötü yönetim biçimidir." "İnsan bencil ve hasetli bir hayvandır; onun iyiliğine ve diğerkamlığına seslenen siyasi bir sistem kurmaya kalkışırsanız, en berbat terörü yaratırsınız." Ve sonra Hegel göz kırpar "Yalancı sonsuzluk" bizi kutsar. "Piyasa elbette ki
Felsefe
Ahir Zamanlarda YaşarkenSlavoj Zizek · Metis Yayınları · 202194 okunma
Tanrılarla Sohbet
Puan vermedi·608 syf.··
2020 16. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2020 22:52
Bizler inançsız yaşayamayan küçük şeytanlarız ve dünyamız da tarih öncesinden bugüne müşterisi hiç eksik olmayan bir inanç pazarı. Hal böyleyken, dört bir yandan ruhumuzu ve eylemlerimizi kuşatan bir imanın içine doğan biz aciz kullar, nasıl düşünebilirdik ilahsız bir kozmos’u. Payımıza düşen neydi? Ya komşuların mabuduna inanacaktık kati suretle ve bilemediğimiz bir cennetimiz olacaktı ya da üzerine düşünecektik sorgulanmaz kesinliklerin ve hakikati keşfetmek uğruna indirecektik putların zil çalan eteğini. Bu koşullar altında, kaçınılmaz olarak zatıma düşen Nietzsche’nin delisi olmaktı; pazar yerinin mahşerliğinde haykırarak koşmak: “Tanrı’yı arıyorum! Tanrı’yı arıyorum!” “Gökte ve yerde olan var mı hala?” Sonsuz bir hiçlikte mi yuvarlanıyorduk yoksa? Tanrı’nın tarihi, ne kadar merhametten dem vurulsa da ilahi olduğu kadar hastalıklı bir öyküdür. Diyelim ki, yeni yetme insan zihninin ilk vakitlerinde doğsun gün ışığımız, antik homo sapiens de moderni kadar hayalperest galiba, çocukluk düşleri görüyor yeryüzünün her bucağında ve büyütüyor her kavim kendi beşiğinde yavru kültünü. Daha çok ufak, pek sevimli ve gözleri âmâ, her yerde minik minik “pagan”cıklar, henüz kimse bilemez gelecekte dönüşecekleri sözde merhametli zalimi… Hayatı anlamlandırma gayesi, Yüce Varlık’ın kutsal hammaddesidir. İçinden çıkıp geldiği mitoslar, her biri gülünç serüvenler içerir. Bunu görememek gariptir. Dinin kökenleri, mitoslarda saklambaç oynar. Ve yazarın dediği gibi “İnsanoğlunun gerçekle arası pek iyi değildir.s.81” Ve zihin kendi ateşinden yaratır tapacağı tanrısını. “Öyle görünüyor ki tanrılar yaratmak insanoğlunun oldum olası yaptığı bir şeydir. s.26” Enuma Eliş’in Marduk’u nasıl da dönüşür Yehova’ya… “İnşası tamamlandığında, tanrıların hep bir ağızdan haykırışları eşliğinde Marduk
Tanrı'nın TarihiKaren Armstrong · Pegasus Yayınları · 20202,015 okunma
Körleştirici etki üzerine bir beyan
Puan vermedi·504 syf.··
2019 38. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 26 Aralık 2019 14:00
Çekilin yoldan, “türlerin kökeni” geliyor. Elbet bilimsel bir kuram hakkında inceleme yapmak bir yana, fikir beyan etmek bile sıradan okuyucu için cesaret ister. Hele konu bir de Darwinizm olunca tehlike çanları çoktan cıyaklamaya başlamış demektir. Çünkü Tanrı’nın Sopası olmaya hevesli bir dünya cennet havarisi, sizi kısık ateşte görmek üzere karşınıza dikilmiş olacaktır. Sağduyulu olan ahaliye sözümüz yok tabii. Neyse ki her daim gözü pek bir cengâver olmanın verdiği özgüvenle atladım atıma, zamandan hızlı, fakat geriye dönük, dörtnala…, yetiştim bundan tam 188 yıl öncesi bugüne! 27 Aralık 1831, Beagle adlı kafirin gemisi İngiltere’den ayrılmak üzere hasretle bizi bekler. Kaptan FitzRoy, istikamet Varoluş’un kökenleri, iskele alabanda yelkenler ise fora! Her ne demekse, bu kulağa hoş geliyor :) Öyle ki hiçbir ayna içimizi gösteremez. Fakat karşısına geçip de kendini şöyle tepeden tırnağa süzmemiş, kaşına gözüne bakmamış kimse yoktur sanırım. Üstelik bazıları bunu aşkla yapar. Ah Narkissos! Lakin bir de bu yansımada daha başka bir alemin izlerini görenler vardır. Ben de onlardan biri olsa gereğim. Kendine yahut etrafında dönüp dolaşan şekillere bakıp da bu oluşu sorgulamamak mümkün müdür? “İyi de nasıl Ey Tanrı’m!” diye soracak olsam bir cevap gelmez. O halde doğru cevabı bulmak üzere ne yapmalı? Evvela atadan kalma öğretiler ve inanç sistemleri arasında gidip gelen bir ping pong topu olursunuz, raket öylesine sert ve insan aklıyla alay edercesine vurur ki her seferinde serseme dönersiniz. Ademler, Havvalar, Şeytanlar, Yasak Meyveler ve Cennet’ten düşmeler… Üstelik yasaklanmış meyvenin hangi meyve olduğu üzerinde bugüne kadar tam bir fikir birliği sağlanamamıştır. Bu çok üzücüdür. Sonra o ping pong masasını terk etmeye karar verirsiniz, çünkü sizinle yeterince
Türlerin KökeniCharles Darwin · Alfa Yayınları · 20203,149 okunma