Çekilin yoldan, “türlerin kökeni” geliyor. Elbet bilimsel bir kuram hakkında inceleme yapmak bir yana, fikir beyan etmek bile sıradan okuyucu için cesaret ister. Hele konu bir de Darwinizm olunca tehlike çanları çoktan cıyaklamaya başlamış demektir. Çünkü Tanrı’nın Sopası olmaya hevesli bir dünya cennet havarisi, sizi kısık ateşte görmek üzere karşınıza dikilmiş olacaktır. Sağduyulu olan ahaliye sözümüz yok tabii. Neyse ki her daim gözü pek bir cengâver olmanın verdiği özgüvenle atladım atıma, zamandan hızlı, fakat geriye dönük, dörtnala…, yetiştim bundan tam 188 yıl öncesi bugüne! 27 Aralık 1831, Beagle adlı kafirin gemisi İngiltere’den ayrılmak üzere hasretle bizi bekler. Kaptan FitzRoy, istikamet Varoluş’un kökenleri, iskele alabanda yelkenler ise fora! Her ne demekse, bu kulağa hoş geliyor :) Öyle ki hiçbir ayna içimizi gösteremez. Fakat karşısına geçip de kendini şöyle tepeden tırnağa süzmemiş, kaşına gözüne bakmamış kimse yoktur sanırım. Üstelik bazıları bunu aşkla yapar. Ah Narkissos! Lakin bir de bu yansımada daha başka bir alemin izlerini görenler vardır. Ben de onlardan biri olsa gereğim. Kendine yahut etrafında dönüp dolaşan şekillere bakıp da bu oluşu sorgulamamak mümkün müdür? “İyi de nasıl Ey Tanrı’m!” diye soracak olsam bir cevap gelmez. O halde doğru cevabı bulmak üzere ne yapmalı? Evvela atadan kalma öğretiler ve inanç sistemleri arasında gidip gelen bir ping pong topu olursunuz, raket öylesine sert ve insan aklıyla alay edercesine vurur ki her seferinde serseme dönersiniz. Ademler, Havvalar, Şeytanlar, Yasak Meyveler ve Cennet’ten düşmeler… Üstelik yasaklanmış meyvenin hangi meyve olduğu üzerinde bugüne kadar tam bir fikir birliği sağlanamamıştır. Bu çok üzücüdür. Sonra o ping pong masasını terk etmeye karar verirsiniz, çünkü sizinle yeterince