Bu bir biyografidir ama kimin biyografisi?
youtube.com/watch?v=NvryolG...
Çocukluğumun nasıl geçtiğini pek hatırlayamasam da hatırladıklarım da evimle sınırlı. Bunun başlıca nedeni de galiba çocukluğumun evimde geçmesi...
Babam sınıf öğretmeniydi. Hatıralarım arasında odama gelmesi ve "100 Temel Eser" adlı kitapları (ki hala 100 taneler mi bilmiyorum) bana "bunları oku..." diye vermesi var. Okumaya galiba böyle başlamıştım.
Bilimi,öğrenmeyi ve keşfetmeyi çok seviyordum. Annemden gizli gizli çiçeklerin farklı farklı sıvıları enjekte ederdim. Bakalım büyümelerini nasıl etkileyecek diye :D Ya da evdeki elektrikli aletleri sökerdim nasıl çalışıyor acaba diyerek...
İşte çocukluğumdan hatırladıklarım, ya da Cemil Meriç'İn de dediği gibi "Yabancıydı. Oynamadı,çocuk olmadı, içine ve kitaplara kapandı."
Sonraları ortaokula başladım. Gönül adında yaşlı bir kadın öğretmenim vardı. Oturduğu yerden yavaşça kalkar ve kara tahtanın önüne geçip eline aldığı tebeşir ile yazılar yazardı. Çok güzel el yazısı vardı ve tüm sınıfa da "güzel yazmayı" öğretmeye çalışırdı.
Yazı yazmayı bitirdikten sonra ellerini çırpar ve öksürmeye başlardı. Bir gün daha temiz olsun diyerek kendi icadım olan "toz yapmayan tebeşir" götürdüm. Birkaç defa kullandı ve "toz olmayınca hoşuma gitmiyor." diyerek eski tebeşirlerine geri döndü.
Kendisi okuma üzerine hatırladığım ikinci anım. Her hafta kitap önerir ve hafta başlarında da okuyup okumadığımızı anlamamız için anlattırırdı.
Zeze'yi mesela onun sayesinde tanıdım. Piyano çalan Zeze'yi, hala bitmeyen piyano çalma isteğimi...
Küçük Prens'i de onunla tanıdım. Sonra Sergüzeşt'i de...
Sonraları lise hayatı ve büyük buhran denilecek kısım. Lise hayatımın son yılı yaşadıklarımı hala hatırlamak istemem. İlk uykusuzluklarımın, ilk gece hayatımın başladığı zamanlar...
Her gece pencerenin soğuk mermerine oturarak atladığım zaman rüzgarın yüzüme çarpışını hayal etmem. Ama İslam ve aile adlı iki farklı kelime yüzünden bunu yapamamam...
Sonraları basit bir üniversitede basit bir bölüm. Hayattan kopmuş,duygulardan kopmuş ve nefes almayı bile bir çeşit acı sayan birisi... Kitaplarla tekrar tanışmam o zamanlar oldu. Telefonuma Tutunamayanlar'ı indirmiştim. Birkaç gün içerisinde okumuştum ve şaşırıyordum, kitaplarda sanki kendimi buluyordum! Kendi kendime Disconnectus Erectus demeye başladım. Çünkü ben de tutunamayandım.
Kitabı bitirmemin ardından cebimdeki tüm para ile 20 tane kitap aldım. Yemek yemem, bir yerlere gitmem ya da giysi almam gerekli değildi. Bana kitaplar lazımdı!
Belki de yalnız olduğum için Cemil Meriç'İn de dediği gibi "Yalnızdır,kitapların dünyasına sığınır." kitaplara sığındım.
Sonra durmadan okudum okudum okudum. Tramvayda okudum derslerde okudum yürürken okudum nefes alırken bile okudum. Her kitapta sanki biraz daha kendimi buluyordum.
Tekrardan nefes alabiliyordum artık...
Kitaplar bana çok şey katıyordu ama hala Yabancıydım. Sonra bir gün Yabancı ile tanıştım. Artık kurtulmak istiyordum yabancı olmaktan. Aylak Adam'ı okudum, Yeraltından notlar, Huzursuzluğun Kitabı, Anayurt Oteli ve niceleri... Çare bulabilmek için okuyordum.
"Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim."
İnsanları sevemediğim için de bir gün evcil hayvan aldım. Adı margi'ydi.
Kendisi ginepigdi ve güzel bir birlikteliğimiz oluyordu. Bir gün margi hastalandı. Yatağının bir köşesine sinip orada sessiz sessiz duruyordu. Korkmuştum ve veterinere götürdüm. Birkaç iğne yaptırdıktan sonra eve geri getirdim. Verdiği ilaçları günde 5 defa içiriyordum.
Margi öldü. Kitabımı kapatıp pencereden dışarıyı seyretmeye çalışırken gördüm onu. Bi kenara uzanmıştı... Ne yapacağımı bilemedim ve öylece kalakaldım.
Üzüntü hissediyor muydum, benden ayrıldı diye?
Ya da acı çekmekten kurtuldu,artık özgür diye sevinmeli miydim?
Ne yapacağımı bilmiyordum ve hiçbir şey hissetmiyordum. İçimdeki Yabancı hala oradaydı.
Kitap okumayı bırakmamıştım. Çare bulmak için okuyordum.
Sonraları çok farklı şeyler olmaya başladı. Ben artık konuşmak istiyordum bir şeyler anlatmak istiyordum. Ev arkadaşlarım ile geçen bazı konularda şaşırtıcı bir şekilde, sessizliğimi bozarak konuşmaya başladım. Düşüncelerimi,bildiklerimi söylemeye başlıyordum artık.
Hayatıma artık bi' amaç bulmuştum ve kim olduğumu da...
"Ben ışık arayan, aydınlanmak ve aydınlatmak isteyen bir insanım."
Ardında değişimler çok hızlı olmaya başladı ve her kitabın ardından biraz daha değişmeye başladım. Önce minimalizm ile tanıştım.
Giydiğim giysilerden tutun konuştuğum insanlara kadar her şeyi azalttım.
Artık küçük bir odada yaşayan hatta o küçük odanın pencere kenarındaki küçük koltuğunda kitap okuyarak yaşayan, dolabında 1 tane pantolon 3 tane tişörtü ve 1 tane de ayakkabısı olan birisiydim.
İzm'ler ile tanışmaya başladım bir gün. Komünizm,Kapitalizm, Sosyalizm,
Feminizm...
Kendimi hiçbir gruba ait hissedemiyordum. Hepsini tanıyor öğreniyor ama ben hiçbir ist olamıyordum. Sonraları da zaten bütün "izm"lerin insanlığı böldüğünü öğrendim ve anladım.
Şunu da söylemek isterim ki eğer bir ist olsaydım komünist olurdum.
Yine de Cemil Meriç'in dediği gibi "İzm'ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri."
Özgür olmak,okumak,yaşamak ve nefes almak...
Kitap okuyarak nefes almak...
İnsanlara bir şeyler öğretebilmek,bir şeyler öğrenebilmek...
Artık ben bunları istiyordum.
Peki! Tüm bunların dışında ve içinde, Cemil Meriç'in Bu Ülke'si ile ne alakası var bunların?
Cemil Meriç fikir işçisi... Kitapların arasına gömülen, kitaplar ile nefes alan bir insan o. 50 yaşına kadar öğrenen ve 50 yaşına kadar kendisine "çırak" diyen bir insan o.
Hep bir şeyler öğretmeyi amaçlayan bizlere soruyorum;kaçımız 50 yaşına kadar kendisine çırak diyecek ve eğer bir şeyler öğretmek istiyorsa da bunları 50 yaşından sonra yapmaya başlayacak?
Cemil Meriç okuyun demeyeceğim, yukarıda size bir insanın hayatını anlattım. Bu Cemil Meriç mi? Ben miyim? Yoksa siz misiniz?
Yukarıdaki hayatın bir parçası bile size tanıdık geliyorsa,siz de "fikir işçisi" olmaya çalışacak birisisiniz.
Ve eğer çalışmaya da başlayacaksanız,bunun en güzel yolu Cemil Meriç okumaktır. Ama öyle Meriç'in de her dediğine katılacağınızı düşünmeyin!
"Zıt fikirlere kulaklarımızı tıkamak,kendimizi hataya mahkum etmek değil midir?" Kendimizi mahkum etmeyelim ve alalım karşımıza Meriç'İ ve onunla tartışalım,kavga edelim!
Her fikrine katılmayalım; sen bunu yanlış düşünüyorsun, bak bu kişi böyle söylemiştir,hayır o fikrin yanlış, aa bu şekilde de düşünebilirmişim de diyelim.
Hem ne demiş Cemil Meriç, "Okumak, iki ruh arasında aşıkane bir mülakattir."
Fikir işçisi olmak isteyen, fikir işçisi olan ve Cemil Meriç ile tanışmak isteyen, onunla aşıkane mülakate girecek olan herkese iyi okumalar dilerim.