...Böylece Tanrı, tematikleştirilmiş olarak ve varlığın akışı içinde sürüklenerek "felsefeye girer". Oysa bizim burada aradığımız Tanrı inanılmaz bir şekilde varlığın ötesi anlamına gelir. Dolayısıyla, insan ile onu aşan şey arasında bir ilişki nasıl olabilir? Aşkınlığı içinde varlığın ötesi nasıl düşünülebilir? Felsefenin tarihi aşkınlığın yıkımıdır, içkinliğin savlanmasıdır ve temelde ontolojik olan rasyonel teoloji yükseklik zarflarıyla bu aşkınlığı ifade eder: Tanrı yüksek düzeyde var olur, bütün yüksekliklerin üzerinde bir yüksekliği belirtir.

Fakat bu yükseklik de hâlâ ontolojiden mi kaynaklanmatadır? İçkinlikten bir kopuş değil midir? Yüksekliğin kipliği, başlarımızın üzerinde uzanan gökyüzünden alınmamış mıdır? "Üzerimdeki yıldızlı gökyüzü ve içimdeki ahlak yasası"; bu Kantçı formül tematikleştirilemeyen'i söylemiyor mu?
Emmanuel Levinas
Sayfa 199 - Dost Kitabevi