Gönderi

9/10
·144 syf.··
2018 61. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 30 Eylül 2018 12:38
Bazı kitaplar vardır, kitabın ana karakteri öylesine baskın bir karakterdir ki, konu artık ikinci planda kalır ve kitabı bırakıp karakteri anlatmaya başlarsınız. Çünkü o karakteri anlamak demek, o kitabı anlamakla eş değerdir. Tıpkı Albert Camus'nün Yabancı kitabındaki Meursault gibi... Açıkçası ben karakterin ön plana çıktığı kitapları çok önemsiyorum ve ayrı bir seviyorum. Gündelik hayatın koşturması ve yaşam mücadelesi içerisinde belki varlığından bile haberimizin olmadığı ne müthiş insanlar yanımızdan geçip gidiyor. Belki otobüste, sokakta, iş yerinde tam yanımızda duruyor; fakat içinde ne müthiş fırtınaların koptuğunu anlayamıyoruz. Bir insan olarak bir başka insanı tanımaya çalışmaktan kaçıyoruz, imtina ediyoruz. Bu noktada Sabahattin Ali'nin bir alıntısı ile sormak istiyorum: "Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir! Niçin bunu anlamakta bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?" İşte Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk'ta Gerhard Warlich isimli bir karakter var ki, sayfalarca anlat bitiremezsin. Öylesine özgün, öylesine farklı bir karakter... Eskimiş pantolonunu balkondaki ipe asan, iklimin ve tozun etkisiyle eprimesini günden güne izleyip bundan anlamlar çıkartan, hatta hayatın anlamını çıkartan bir karakter. Sabahattin Ali'nin tabiriyle, kendi kafasının içinde yaşayanlardan. Biraz Raif Efendi, biraz aylak adam Bay C., biraz Meursault... Böylesine özgün bir karakter ile karşı karşıyayız kitapta. Gerhard Warlich, günümüzü mutsuzluk çağı olarak tanımlıyor ve kendisi de aslında tüm davranışlarıyla bu mutsuzlukla baş etmenin yollarını arıyor. Büyüleyici bir gözlem gücü var. Beni en çok etkileyen yönü de insanları, nesneleri, hayvanları, kısacası hayatı gözlemleme yeteneğiydi. Bir olayı gözlemlerken, bir anda yerdeki bir karınca ilgisini çekiveriyor ve karıncanın hareketlerini gözlemleyip bir takım manalar çıkararak gülümseyebiliyor. O an onun için karıncanın hareketlerini gözlemlemek bu hayattaki en önemli meşgale haline geliyor. Hatta Gerhard şöyle bir cümle kuruyor: "Bir kitap yazabilseydim başlıca tezi şu olurdu: İnsan felaketleri ancak izleyebilir, kavrayamaz." Yani yanı başında büyük bir felaket gerçekleşse hemen çekirdeğini alıp keyifle gözlemleyebilecek biri. Gördüğünüz üzere, çok ilginç bir karakter Gerhard Warlich. Neden bu kadar ilginç bir karakter olduğunu ise, kitabı okudukça anlayabiliyoruz. Warlich, felsefe eğitimi almış zeki bir adam ve bir çamaşırhanede müdür olarak çalışıyor. Felsefe eğitimi almış bir çamaşırhane müdürü mü? Evet, tam olarak öyle. Zira felsefe eğitimini tamamladığı 27 yaşlarında, üniversitede aldığı öğrenim kredisini ödemek zorunda kalıyor, hangi işte çalıştığını umursamadan çamaşırhanede çalışmaya başlıyor ve 14 yıl boyunca istemediği ve eğitimini almadığı bu işte çalışıyor. Bir de uzun yıllardır birlikte yaşadığı kız arkadaşı var: Traudel. Görünüşte normal gibi görünen bir ilişkileri var. En azından Traudel’in evlenmek ve çocuk sahibi olmak istemesine kadar normal görünüyor her şey. Kitabın Traudel'in içerisinde bulunduğu kısımlarında Gerhard Warlich'in kadınlara, erkeklere ve ilişkilere karşı olan ilginç bakış açısını da öğreniyoruz. Gerhard, insanların mutsuzluklarının incelikli bir hayatı nerede arayacaklarını bilmemelerinden kaynaklandığını savunuyor. Gerhard'ın bizler için bir çözümü de var: Yatıştırma Okulu. Yatıştırma Okulu kurulur kurulmaz, mutluluktan uzak ortamlarda mutluluğun kurulması hakkında seminerler vermeyi planlıyor. Ayrıntılı olarak Yatıştırma Okulu derken ne demek istediğini önümüze sunmuyor; ama ipuçlarını Gerhard Warlich'in hayatı içerisinde yakalayabiliyoruz. Son olarak, aşırı duyarlı birisi Gerhard. Her şeyde olduğu gibi duyarlı olmada da "aşırılığın" zararlı olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Zira her şeyin fazlası zarar... Şayet siz de aşırı duyarlı biriyseniz, çevrenizi gözlemlemekten hoşlanıyorsanız, bir pantolonun bile eprimesini gözlemlemek, bir karıncayı izlemek hoşunuza gidiyorsa, Gerhard Warlich'i hemen tanımalısınız. Belki hayatınızın karakteridir, belki de hayatınıza yön verecek biridir. Geç kalmayın.
Mutsuzluk Zamanlarında MutlulukWilhelm Genazino · Ayrıntı Yayınları · 20205,6bin okunma
··
1 +1'leme
·
10,2bin Gösterim
13 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Kişisel marka diye bir ifade öğrendim bugün.Adam sadece bir virgül ‘den oluşan tvit atıyor tüm takipçileri anlıyor:)
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
@otodidakt_ sanırım biraz yakaladım :) gerçekten de Sabahattin Ali benzetmesi yerinde olmuş :)
İlk paragrafınızı okuduğum an gözümde Raif Efendi canlandı ve alıntınızı görünce işte budur dedim. Birikimlerden oluşmuş, başka kitapları, karakterleri, yazarları örnek veren incelemelere hayran kalıyorum. Son paragrafınız tam bana uydu en yakın zamanda listemde. Emeğinize, kaleminize sağlık.
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Hatta okuduysanız "Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku" havası da var. Eğlendirici yani. Çok teşekkür ederim, değerli yorumunuz için. Umarım en kısa zamanda siz de okursunuz.
'' Eskimiş pantolonunu balkondaki ipe asan, iklimin ve tozun etkisiyle eprimesini günden güne izleyip bundan anlamlar çıkartan, hatta hayatın anlamını çıkartan bir karakter.'' Özellikle bu tahlilini okuyunca abi beynime yer ettim kitabı. Necip hoca ve senin incelemen vesilesiyle bu kitabı okumayı istiyorum. Son paragraftaki mesaj da çok güzeldi yine. Emeğine, yüreğine sağlık Semih abi^_^.
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Bence en ilginç özelliği buydu. Adam pantolonun eprimesini izlemek istiyor :) Teşekkür ederim Beyza, beğenmene sevindim. Okuduğunda senin yorumlarını da merak ediyorum :)
#129244816 kitabı buradaki önerinizde görüp okuma listeme aldım. :)) Yine de bitirmem uzun sürdü :) Kitabı okurken aklıma hep Dostoyevski'nin " ..her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; gerçek, tam manasıyla bir hastalık." sözü geldi aklıma. Gerard Warlich de böyle bir karakter gibi geldi bana. Mutsuzluk çağında mutluluğu ararken görünenlerin ardındaki anlamları görüyor ve sorguluyor. Bazen gördüğü şeylerle kafasındaki sesleri birleştirerek kendisine yeni bir hikaye oluşturuyor. Terk edilmiş değil ama kendini yalnız hissediyor. Ve bu yalnızlık hoşuna gitmeye başlıyor. Felaketleri izlemekle kalmıyor, kavrıyor da.. Okurken içimizden bir parçayı Gerard'da bulmamak elde değil. :) Kitabın sonunda eve değil de bir psikiyatri kliniğine gitmiş olması beni çok üzdü. Fernando Pessoa'nın dediği gibi "En çok anlamak yoruyor bizi." sanırım. Bu güzel kitap önerisi için teşekkür ediyorum. 🙋🏼‍♀️🌼
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Okuduğunuzu görünce fark edip mutlu olmuştum. Bu kitabın insanlar tarafından okunmasında biraz da olsa katkım oluyorsa seviniyorum. Beğenmenize ve değer verip tavsiyeme uymanıza ayrıca mutlu oldum :) Farklı bir insan tanımış oldunuz, fena mı? Bence tespitlerini çok hoş. Bir inceleme kaleme alsanız tadından yenmez gibi görünüyor :)
Gerçekten beni o kadar çeken bir inceleme oldu ki hemen okuma listeme ekliyorum kitabı... Hoş, okumama gerek kaldı mı da bilmiyorum artık öyle güzel özetleyip anlattınız baş kahramanın karakterini ama okuyacağım. Kendimle çok fazla benzerlik görüp yakınlık kurduğum, içselleştirdiğim birkaç roman karakteri var ve o kitabı okuduğum süre boyunca da sonrasında da hayatımı derinden etkilediler. Bu incelemeyi okurken de Gerhard o sıcaklığı duyacağım biri gibi hissettim. Kendisiyle tanışmak için sabırsızlandım. Teşekkürler bu güzel inceleme için
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim bu güzel yorumunuz için. İlgi çekici bir karakter gerçekten ve kendinize yakın bulduysanız mutlaka tanışmalısınız. Hatta aranızdaki benzerlikleri de yazmış olduğunuz incelemede belirtir ve incelemenizi de bana özelden atarsanız daha mutlu olurum :)
Reklam
Bu tür karakterler aslında hayatımızın içinde . O kadar Çoklar ki . Ama günlük hayatta renksiz ,piSırık. A sosyal ya da sıkıcı bulunan. Dışlanan sıradan tiplerdir bunlar. Kaybedenlerdir. Romanlar da onların iç dünyasının inceliklerini okuyunca bize ilginç gelir. Oysa bu insanlar sokaklarda . Bel ki benim hayatı mi orhan pamuk yazsam Oscarlık bir film çıkarırdi.
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Kesinlikle öyle. Bu tipteki insanlar hayatın içerisinde kaybetmeye de mahkumdurlar zaten. Bizim kitaplarda sevdiğimiz karakterler ise, ruhunun inceliğini görebildiklerimiz... Oscarlık film çıkacak bir hayat hikayen varsa, Orhan Pamuk ile hemen iletişime geçelim :)