"de ki işte", Oruç Aruoba'nın okuduğum ilk kitabı. Kitap, Ölüm(de), Yaşam(ki) ve Felsefe(işte) olmak üzere üç bölümden oluşuyor. Kitabı okumayan rastgele bir kişiye kitabın bölümlerini saysak, en çok "Ölüm" başlığının ilgisini çekeceğini söyler sanırım. (Felsefecilerin hemen hemen hepsi ölümü ve ölümden sonrasını sorgulamıştır. Çünkü ölüm mutlak bir sondur -yaşamsa vaktin dolana kadar geçirmen gereken namütenahi bir karanlık-. Ölüm içeriği çok geniş bir mefhum olsa da, ötesi bilin(e)mediğinden, ezelden beri hep bir bilinmeyen olarak kalmıştır. İnsanlarsa hayatlarında bilinmeyen şeyler istemezler.) Kitabı okumadan önce bölümlerinin araştırmasını yapmıştım, bilmeme rağmen bir yorumda bulunmayarak, nötr kalarak okudum. Bölüm bölüm gidecek olursam:
1. Ölüm(de): Bu bölümün beni hemen hemen hiç -bir kısım hariç- etkilemediğini söyleyebilirim. Aruoba'dan önce bu konu hakkında görüş bildiren felsefecilerden çok daha anlamlı ve etkileyici şeyler okumuştum. Ölüm hakkında yenilik getirmesini beklemek haksızlık olur sanırım, fakat, insan ölümü Sokrates, Bacon, Hegel, Schopenhauer, Nietzsche, Heidegger v.b. feylesoflardan dinleyince bir yenilik arıyor haklı olarak. Ben bulamadım, o yüzden bu bölüm çok fazla ilgimi çekmedi diyebilirim.
2. Yaşam(ki): Yaşam ölüme göre çok daha geniş bir alana sahip hayatımızda, öyle ya da böyle, nasıl olduğunu anlamasak da, yaşıyoruz. (Rıfat Ilgaz'ın "Yaşıyoruz" adlı şiirinde dediği gibi: "Yaşıyorum, yaşıyorum işte/At kıçında sinek gibi") İyi ya da kötü. Yaşamı incelemek ölümü incelemeye göre çok daha kolay, en azından yaşamda çok daha fazla somut argümana sahibiz. Gözlem yeteneği edebi ve aynı zamanda ebedi eser yaratıcısı için çok önemli yere bir sahip. Aruoba bu bölümün belli başlı yerlerinde bunu kanıtlamış. Bu bölümü, "Ölüm" bölümüne göre biraz daha iyi buldum fakat yine tam anlamıyla beğendiğim söylenemez. Bölüm epigrafı* yerinde ve etkileyiciydi.
3.Felsefe(işte): Felsefe bölümünü okurken Aruoba'nın felsefi bilgisine gıpta ettim. Özellikle sayfanın alt kısmına, ufak puntolarla yazdığı kısımlar gerçekten ilgi çekiciydi. Sokrates'tan Platon'a, Hegel'e, Nietzsche'ye, Camus'ye(dolayısıyla Sisifos'a) ve en önemlisi de Wittgenstein'a kadar birçok feylesofun adı geçiyor. En önemlisi dedim çünkü aralarında Aruoba'yı en çok etkileyenin Wittgenstein olduğunu düşündüm. Tractatus'u birçok yerde örnek teşkil ederken gördüm. (Zaten eseri Türkçe'ye Aruoba çevirmiş) Nasıl bu kanıya vardığımı açıklamam gerekirse, birincisi, yukarıda da söylediğim gibi, Tractatus'un birçok yerde örnek teşkil etmesi, ikincisi ise şu iki pasaj(Ufak bir bilgi vereyim, ilk pasaj için, Wittgenstein, "dilimin sınırları, dünyamın sınırlarını belirler" demiş ve dili herkes için tek ve mutlak anlam taşıyan bir forma dönüştürmeye çalışmıştır; ikinci pasaj için, bizzat Aruoba yazmış, "Tractatus'u İngilizce'ye çevirenler, Wittgenstein'dan, Önsöz'de geçen 'biri'yle ilgili açıklama isterler; o da, bununla, kitabını tek bir kişinin gerçekten anlayarak okumasını kastettiğini söyler: Kitap, 'onu anlayarak okuyan birine [yani, tek bir kişiye] haz verebilirse', amacı da yerine gelmiş olacaktır."):
"Felsefenin dil ile çok özel bir ilişkisi vardır:-
Her insan etkinliğinin içinde, yanında, arkasında
yer alan dil, insanın en temel etkinliği olarak,
felsefenin hem biricik aracı, hem birinci konusudur -
üstelik de, felsefe yapan kişinin yaptığının,
en temelde de en üstte de,
kendi yaşadıklarını dilegetirmek olduğu düşünülürse,
dil, önemli bir anlamda, işte, felsefenin ta kendisidir."
"Çünkü felsefe, kendisi olanaklı en genel anlama
sahip olduğu halde, ancak tek kişi için anlamlıdır."
*Deniz yolculuğunda, tekne demir atınca;
sen de su taşımak için karaya çıkınca,
yolda giderken başka birşey de yapabilir,
diyelim, midye toplayabilir ya da
kalamar yakalayabilirsin; ama, gözünü sürekli
geminin üstünde tutmalı,
hep dönüp dönüp bakmalısın, acaba dümenci
seni çağırıyor mu diye. Çağırınca da,
başka herşeyi hemen olduğu gibi bırakıp
koşmalısın, ki tekneye, koyunlar gibi,
ayakların bağlı atılmayasın.
Yaşam da böyledir.
-Epiktetos
Not: Tırnak içinde yazdığım kısımları kitapta nasılsa öyle yazdım, noktalamasına varıncaya kadar.