·240 syf.····Okunma: 13 Aralık 2018 15:03 İspanyol filozof José Ortega y Gasset 1883 – 1955 tarihlerinde yaşamış, dönemin sorunlu yapısı, etnik çatışmalar, kültürel ve siyasal etkenlerin yanında ezilmiş, daha sonrasında ise Arjantin’e gitmek zorunda kalmıştır. Etkilendiği kişilere baktığımız zaman Kant’ı görüyoruz genellikle, lakin kitap içeriğine baktığımız zaman, sıkı bir Aristoteles takipçisi, iyi bir Descartes okuyucusu, karşıt ya da hemfikir olarak bazı bazı Husserl taraftarı ve insan antropolojisi düşünceleriyle Darwin savunucusu diyebiliriz.
“Doğayla baş başayken kendimizi öylesine rahat ve keyifli duymamızın nedeni, doğanın bizim hakkımızda bir görüşü olmayışıdır. #Nietzsche”
İnsan ve Herkes isminden de anlaşılacağı gibi; bir tekil ve diğerleri olan herkes – öteki - arasındaki kültürel, sosyolojik ve psikolojik durumların, bunların yanında insan evrimine, insan hayvan etolojisine ve insan etimolojisine kökten bir dalış ile kafasındaki düşünceleri bizlere kanıtlayarak, aktarmak istediği ve sürgün zamanında verdiği birkaç konferans ile İspanya’ya döndükten sonra siyasete, politikaya alet olmadan düzenlediği konferans konuşma metinlerinin ölümünden sonra düzenlenip, kitaplaşmış halidir.
Asıl konunun “kökten gerçeklik” olduğunu kitap içeriğinden de anlamaktayız. Toplamda on iki bölümden oluşmaktadır. Başlangıçta yazara ve hemen arkasında çevirmene ait bir sunuş bulunmaktadır. Akabinde kitabın yazılmasının amacı giriş başlığı altında okuyucuyla buluşup, asıl konunun yani “İnsan,” “ben” ve benliğin oluşturduğu ilkelerin tanımlamaları ile başlamaktadır.
“Cennetsi dünyanın yumuşacık ufkunda bir tehlike belirmekte: öteki insan.”
İnsanın kendi benliği, toplum, insan toplum içindeki varlığı ve toplumsal olay dediğimiz süreçlerin tanımları kitap içerisinde derinlemesine verilmektedir. İnsanın madde ile karşılaştırılması, hayvan ile karşılaştırılması ve etkileşimleri ise gerçekten okunmaya değer öğretilerdi.
Kültür dayatmaları, göreneklerin aslında insanların benliklerine etki ettikleri ve insana baskı uyguladıklarını, kanıtlarıyla bize sunmaktadır.
“Gerçek aşk iki yalnızlığı değiş tokuş etme çabasından başka bir şey değildir.”
Yalnızlığa da değinen filozofumuz “öteki” insanla yakınlığı kurduğumuzda, sahiplenmek istediğimizde artık onun öteki değil de “sen” olduğunu da güzel bir biçimde açıklamıştır.
“Sen öyle nedensizce bir insan değildir, eşsiz, başkalarıyla karıştırılamayan bir insandır… Sen'ler dünyasında, sen'ler sayesinde, benim olduğum şey, kendi ben’im gözümde biçimlenir.”
Son bölümlere yaklaştığımızda dilbilimi ve sesbilimi kuramlarını da açıklayarak “kamuoyu” ne olduğuna ve nasıl oluşturulduğuna dahi eleştirilerde bulunuyor. Günümüzün elâlem jürisini güzel bir dille, insana olan yaptırımlarını bilgi ve gözlem ile açıklıyor.
Kitap kapağı hakkında da konuşmak gerekirse; gerçekten muazzam düşünülmüş bir resimdir. Çünkü biz insanların ağzından çıkanın önce kulağından girdiğini bilmek yerine sanki doğuştan konuşma yetisine sahibiz ve dilbilimi görüp öğrendiğimiz vurgulanmaktadır. Yazarında dediği gibi “Düşünmek için yaşamayız, tersine: hayatta kalabilmek için düşünürüz.” Aynı şekilde konuşma da böyledir. Göreneklerimiz ve doğduğumuz çevreden edindiğimiz, bizim olmayan, bize ait olmayan sesler duyar ve kendimizi ifade edebilmek için bunları sarf ederiz.
Sözün özü; benim için akademik kalitede bir kitaptı. Gerek sosyoloji, gerek felsefe hatta ekoloji, evrim, fizyoloji, zooloji ve psikoloji bilimleri olarak ele alınacak bir kitaptır. İnsan ile bilimin arasındaki bağları ustaca ve kanıtlarla yorumlamaya çalışan filozofumuz okunulası ve tavsiye edilesidir.
Sevgi ile kalın.