·384 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Ocak 2019 02:46 Feministliğiyle bilinen Kanadalı yazar Margaret Atwood'un distopyası Damızlık Kızın Öyküsü uzun zamandır merak ettiğim bir kitaptı. Baskısı olmadığı için uzun zamandır sahafların fahiş fiyatlara sattığı kitaba, 2 yıl kadar önce Doğan Kitap'ın yeniden satışa sunmasıyla kolayca erişebilir olduk. Öncelikle kitabımızın iç yapısından bahsedelim. Dili öyle çok sade ve akışkan değil, devrik cümleler fazlasıyla mevcut. Başlarda okumak zorluk yaratsa da azıcık konsantrasyonla konuyu ele geçirebiliyoruz. Yazarın tarzı belki böyle ancak başı sonu nerede belli değildi. Çeviri konusunda oldukça sıkıntılı olduğunu söylemeliyim. 2 kişinin ismi yazıyor çevirmen olarak ancak bu çeviriyi gerçekten 2 kişi birlikte yaptılarsa kendilerini Atakule'den atsınlar. Her şeyi yazara yüklemek istemiyorum neticede kendisi elinden geldiği kadar anlaşılır yazmaya uğraşmıştır, fakat başka dile aktaran iyi olmayınca bu kez yok yere yazar suçlu duruma düşmekte. Son bölüm dışında konuyu anlamak için zorluk yaşayabilirsiniz. Hikayeye gelecek olursak; erkek egemenliğinin hakim olduğu bir yönetim rejimini damızlık bir kızın ağzından okuyoruz. Başkan öldürülüp yerine Yakup'un Çocukları adlı bir örgüt geçiyor ve ülkeye aşırı maskülenist bir düzen getiriyorlar. Şöyle ki; kadınların hiçbir sosyal hakkının olmadığı, alışveriş yetkilerinin alındığı, fahişelik hariç çalışmalarının yasaklandığı bir ortam mevcut. Kadınlar damızlık olarak Komutan adlı yönetici takımındaki kişilere çocuk yapması için devlet destekli altlarına yatırılıyor. Şanslı olanlar rahibe veya Martha denen damızlık gözetleyicisi olabilmekteler. Bu düzene karşı gelenlerse kolonilerde pis işlere yollanıyor ve orada hayatları çürütülüyor. Ayrıca kadınlar kırmızı, mavi ve kahverengi renklerde özel kıyafet giymek durumundalar. İşte bu damızlık kızlardan birinin yaşadıklarına kitapta şahit oluyoruz. Hatta kadınların doğru düzgün isimleri bile yok, çocuğunu taşıdıkları Fredinki, Gleninki gibi komutanın adıyla anılıyorlar. Baş kahramanımızın adının Offred olduğunu sadece bir kez görüyoruz. Bu kızımız karmaşık bir şekilde hem kendi başından geçenleri, hem iç dünyasını, hem de ülkeye olanları aktarmaya çalışıyor. Kitabın sonunda bir üniversite konferansı yer almakta ve neyse ki çevirisi düzgün. Büyük olasılıkla okurken biraz kafanız karışacak ancak o konferans bütün soru işaretlerini zihninizden siliyor. Sırf orası için bile okunabilir kitap. Konferans bölümü kitabı kurtaran bölüm olmuş bana göre. Oldukça sert bir distopya ama okunmaya değer, zaten dizisi de çekildi bir aksilik olmazsa izlemeyi düşünüyorum. Bir de bu Doğan Kitap denen kuruluş kitabı yeniden çevirtmek yerine ilk çıkan Afa Yayınları'nın çevirisini direkt piyasaya sunmak gibi bir çakallık yapmış hiç yakıştıramadım. Bu iki kafadar zaten becerememiş bari düzgün birine çevirtin o kadar paranız var, okura işlenmiş bir ayıptır bu. Kitaptan çok çevirisini konuştuğumuz bir inceleme olsa da distopya severlerin göz atmasını tavsiye ediyorum. Kırmızı güzel bir renk ama bu kızımız nefret ediyordu, diktatörlük renkleri bile ayırıyor işte. Nolite te bastardes carborundorum cümlesi okurken kafanızda yankılanıyor, anlamına sözlükten bakarsınız artık.