Gözlerimi araladığımda hava daha karanlıktı. Yanımdaki lambanın ışığını açıp duvardaki antika saate baktım. Alarmın çalmasına henüz on beş dakika vardı. Tik takları ninni gibi gelirken biraz daha uyumak istiyordum. Fakat uzun zamandır sınav haftasının yoğunluğu nedeniyle aksattığım planların düşüncesi içimi coşkuyla doldurunca uyku geri plana gitmekte gecikmedi. Ayağa kalktım ve solumdaki pencereye doğru ilerleyip perdeyi açtım. Hava bulutluydu. Bu moralimi bozmak yerine yüzüme bir tebessümün yayılmasına sebep oldu. Yağmuru oldum olası severdim. Abdestimi alıp üstümü değiştirdim ve şemsiye almadan dışarı çıktım. Sevmezdim gökten ayrı kalmayı. O yağmurlar gökyüzünden rahmet olarak yağarken izlemek isterdim. Hasta olmak pahasına... Hava benim gibi kan değerleri düşük bir insan için yeterince soğuktu. Başımdaki bereyi bir kez daha düzeltip ensemi kapatmaya çalıştım. Nefesim buhar olup dağılırken aheste adımlarla yürümeye koyuldum. Evimizin yakınında cami olsa da her seferinde ille merkezdeki camiye gideceğim diyen iç sesim yine kendini belli etmişti. İtiraz etmedim. Gerçi şehrin her camisi ayrı güzeldi.
İlerlerken aklıma yine düşünceler doluştu. Bu devirde yaşamıyordum. Bu sokaklarda, bu caddelerde dolaşırken mümkün de gözükmüyordu. Tarih kokuyordu bu şehir. İliklerime kadar soluyordum onu. Gözümün değdiği her mimari yapıyla, ayaklarımın altındaki her metrekare toprakla birlikte ben de bu tarihin bir parçası oluyordum. Çoktan ölmüş insanların nefeslerinin, adımlarının sesiyle yanlarında yürüyordum. Fakat hissettiğim ne korku ne de huzursuzluktu. Yaşadığımı hissediyordum. Bu şehir bana büyük haz veriyordu.
Çoğu insan kıymetini bilmiyordu. Gerçi neyin kıymetini biliyorduk ki? Bazen çevreye, tarihe verilen bu zararı gördükçe canım acıyordu. Keyifli halimin solduğunu hissedince hemen bu konuyu rafa kaldırdım.
Sokağı süpüren görevlilere başımla selam verip biraz daha hızlandım. Ezan şimdi okunurdu. Yavaş yavaş aydınlanıyordu hava, kara bulutlar ne kadar izin verirse işte. Karnımdaki ziller gittikçe seslerini duyururken Hüseyin Abi’ nin kan kırmızı çayının ve o meşhur böreğinin kokusu çoktan burnuma ulaşmıştı. Sırf onları yemek için bir şeyler atıştırmadan çıkmıştım evden. Namazdan sonra uğrayacaktım. Yaklaşık yirmi dakikanın ardından camiye vardım ve ilk kez görüyormuşçasına hayranlıkla gözlerimi gezdirdim her minaresinde, her kubbesinde. Avluya açılan taş kapıdan içeri girerken çoktan buz kesmiş ellerimi duvarda gezdirdim. Güzeldi, zamanında her bir insanın emek emek işlediği bu taşlara dokunmak. Onlarla bir bağ kuruyormuş gibi hissediyordum.
Sabah namazı olduğundan cami pek kalabalık değildi. Namaz başlayana dek gözlerim sürekli cami süslemelerine, ışıklandırmaya, minbere ve daha nicesine kaydı. Eski insanlar işini daha bir özene bezene yapıyordu sanki. Ya da ben yanlış zamandaydım. Bilemiyorum.
Namazımı eda ettikten sonra fazla oyalanmadan camiden yaklaşık iki yüz metre uzaktaki Hüseyin Abi’ nin dükkanına gittim. Karnımı o güzelim yiyecekleriyle doldurup diğer durağım olan kütüphaneye doğru yavaşça ilerledim. Acelem yoktu nihayetinde.
Modern binalarla iç içe geçmiş külliye, konak ve medreselerin önünden geçtim. Kimi yıpranmıştı. Kimi restore edildiğinden yeni gibiydi. Yağmur atıştırmaya başladığında bahçesi, adını bilmediğim ağaçlarla dolu kütüphaneye girmiştim bile. Vakit Hüseyin Abi’ yle muhabbet ettiğimizden hayli ilerlemişti. İçerinin sıcak havası ellerimin katılığını çözdüğünde rahatladım. Eşyalarımı koymadan kağıt kokan eski rafların arasına daldım. Biraz dolaştım ve dikkatimi çeken bir şiir kitabı seçtim. Bahçeyi ve caddeyi gören bir masayı gözüme kestirdim ve oraya ilerledim. Yerime yerleştiğimde rastgele bir sayfa açtım kitaptan.
‘*Ya Üç şerefeli, ya Eski Cami,
Ya Sultan Selim, ya Sultan Süleyman,
Geziyorum burda sabahtan beri,
Sürüklüyor beni tarih ve zaman.
Boş sokaklar, hüzün, vehim, heyecan...
Sanki her şey birden unuttu beni;
Asesler geliyor işte arkamdan,
Kovalıyor beni bir yeniçeri.
Kaçıyorum, şurda ulu bir çınar,
Ötede yolumu kesen bir konak;
Ne tarafa gitsem beni kovalar,
Ucu topuğuma değen bir mızrak.
…’
*Ahmet Kutsi Tecer