Gönderi

10/10
·72 syf.··
2019 6. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2019 00:53
Altıncı Koğuş, 1892’de yayınlanan, bir durum hikayesidir. Yarım kalan tüm kitaplarımın hüzünlü bakışlarını üzerimde hissettiğim bir dönemde okuduğum bu kitap, henüz ilk sayfalarında, bu suçluluk duygusunu üzerimden bir çırpıda silmeyi başarmıştır. Bu tarz durum hikayelerinde olay örgüsünden ziyade, yaratılan atmosfer, karakterlerin ruh hali gibi etkenleri ele almayı uygun bulduğum için kitabı henüz okumayan okurların, incelememi okumalarında bir sakınca görmüyorum. Yalnız istemsizce tat kaçırıcı bilgiler de vermiş olabilirim elbette, o yüzden okuyup okumama yönündeki takdir sizin. Bu uyarıdan sonra kitabın ele aldığı konulardan, beni en çok düşündüren soruyla devam etmek istiyorum. Acı çekmek, insanın ruhunu yüceltir mi, benliğimizi keşfetmek ve kendimizi gerçekleştirmek için bir araç mıdır; yoksa bütün bu fikirler acı çekmeyen birtakım elitist, poposu her zaman sıcakta ve güvende olan güruhun bir saçmalığı mıdır? İvan Dmitriç ve Andrey Yefimıç bu tartışmanın iki zıt kutbunu temsil eder. İvan Dmitriç takip edilme korkusuyla yaşayan, zannımca paranoyak bir delidir. Yasalardan, hapsedilmekten korkar, insanların kendisini takip ettiğini düşünür. Kısacası, Truman Show’u izledikten sonraki geçici ruh halimize benzetebileceğimiz bir psikoloji içindedir. Üniversiteyi geçimini kazanmak için yarıda bırakır, buna rağmen eline geçirdiği her kitabı büyük bir hırsla okuyan kültürlü biridir. Hayata dair bildikleri, okudukları ve yaşadıklarının bir sentezidir. Olması gerekene ulaşmayı hayal etmeye lüksü yoktur, olana bakar. Olan’a küfreder, Olan’a öfkelidir. Andrey Yefimıç ise kaba görünümünün aksine oldukça nazik, okumayı ve düşünmeyi seven ancak hastanedeki aksaklıklara karşı oldukça kayıtsız bir doktordur. O’na göre insanların acı çekmelerini, ölmelerini engellemek gereksizdir. Acı çekmek ruhu olgunlaştırır, ölümse tabii bir nihayettir. O halde bunları geciktirmeye yahut önlemeye çalışmak, yani çalıştığı kurumun amacı, yersiz ve gereksizdir. Yalnız bu hastanenin kapıları kapansa da, bir başka hastanenin kapısı, bir yerlerde, muhakkak ki açılacaktır. Dünyanın pisliği bir yerde toplanmak zorundadır. O halde yapılacak olan, kayıtsızca hastaneye gidip gelmekten başkası değildir. Bu iki karakteri birleştiren, kitap okumaları; dolayısıyla düşünmeyi bilmeleri ve nihayetinde “Altıncı Koğuş” olur. Birbirinden tamamen farklı hayat görüşlerine rağmen sohbetlerinden büyük bir haz alır doktor. Andrey Yefimıç, İvan Dmitriç’e verdiği öğütlerle stoacı düşünceyi ve toplumsal sorunlara karşı kayıtsız Rus aydınlarını temsil eder. İvan Dmitriç’in bu berbat hastane ortamında bulunmaktan ve ruhundaki hastalıktan duyduğu acıları yok etmenin yolu, Doktorun düşünce sistemine göre tamamen akıldan ve irade gücünden geçmektedir. İnsan bu akla eriştikten sonra dünyanın en güzel ve en kötü köşeleri bir olur. “Bir bilgin ya da sadece düşünen, kafası çalışan bir kimse, diğerlerinden tam da acıyı küçümsemesiyle ayrılır. Bu kişi her zaman halinden memnundur ve hiçbir şeye şaşırmaz.” Stoacı düşünceyi Altıncı Koğuş ekseninde ele alacak olursak; “Doğanın yasasına boyun eğmek” Stoa ahlakının temel bir ilkesidir. Doktorun hastaları iyileştirmeyi ve ölümü engellemenin beyhudeliği yönündeki düşünceleri bu ilkeyle bağdaştırılabilir. Yine Stoa öğretisinde bilge kişi erdemli olandır. Erdem ise doğaya uygunluktur ve tek başına mutluluğu sağlayabilir. Bu yüzden diğer insanlar için önemli olan maddi zevkler, şeref, saygınlık, sağlık ve hatta hayat ilgisiz kalınması gereken şeylerdir. Doktor’un İvan Dmitriç’e öğütleri de işte tam bu yöndedir. Önemli olan irade gücüdür ve kişi içinde bulunduğu tüm koşulları bu sayede alt edebilir. İvan Dmitriç ise doktorun bu öğütlerinden iğrenir. Ona göre Stoacı görüş pratikte zayıf kalmaktadır. Bir insan ne kadar gelişmişse acılara ve çevresinde gelişen olaylara karşı o denli duyarlıdır. İvan Dmitriç insandır, her türlü uyarıya karşı tepki verilmesi gerektiğini savunur. “Acıya karşı bağırarak, gözyaşlarıyla cevap verir. Yapılan alçaklıklara öfkeyle, iğrençliklere ise tiksinti duyarak tepki gösterir.” Doktor’un bu öğütlerini hiç acı çekmemesine ve hayatı tanımadığına bağlar. Kitabı okurken kendimi bu derin felsefi tartışmanın içerisinde buldum. O an kim konuşmaktaysa, ona hak verdim. Bu belki benim bu konudaki fikirlerimin tam oturmuyor oluşundan, yahut da Çehov’un ustalığından ileri gelmektedir. Altıncı Koğuş’u boş zamanlarınızda ve keyifle değil de; düşünerek, üzerine eğilerek, yer yer rahatsız olarak okumanız dileklerimle. Sevgiler.
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,2bin okunma
··
88 Gösterim
1 Yorum
Emeğinize sağlık.
Sizin de vizyonunuza sağlık. Uzun zamandır aldığım en iyi kitap önerisiydi.
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.