Mülemmâ, sözlükte, "renk renk, alacalı olan" anlamına gelmektedir. Terim olarak ise özelikle Fars ve Türk edebiyatlarında Türkçe, Arapça ve Farsça söylenmiş beyit ve mısraların oluşturduğu şiirler hakkında kullanılır. Bir başka deyişle mülemmâ iki farklı dilden yararlanarak,  onları karıştırarak yazılmış bir şiir biçimini ifade eder. İslam düşüncesinde pek çok ismin mülemmâ şiirleri vardır. Bunlar içinde özellikle Mevlana'nın Arapça, Farsça, Türkçe, Grekçe, nadiren de olsa Moğolca ve Ermenice şiirleri dikkat çekicidir. Bu gelen-ek içinde yer alan Hâfızı Şirazî'nin, Divân adlı eserinin ilk gazalinin ilk beyti bir mülemmâdır:

 


[Elâ yâ eyyuhe's-sâkî edir ke'sen ve nâvilhâ

Ki ışk âsân numûd evvel velî üftâd müşkilhâ


Ver ey sakiy kadeh dönsün, içip kansın bütün canlar

Sanılmışken kolaydır aşk, sonra çıktı ne zorluklar




Farsçanın şaheserlerinden olan bir metnin ilk beytinin Arapça ile başlaması üzerinde özellikle durulmayı hak eden bir inceliktir. Mülemmâ yazmak basitçe başka bir dilden iktibasta bulunmak değil, her iki dilin gramerini bir başka dilde buluşturmaktır. Farklı vezinleri bozmadan birleştirebilme kavrayışını gerektirir. Bu türden bir dilde usta olabilmek "zü'l-lisâneyn” olmakla mümkündür. Hâfızı Şirazî'nin ilk beytinin bundan öte bir başka yönü daha vardır. Arapça ilk mısra aslında Yezid bin  Muâviye'nindir. Nasıl olup da Yezid'in bir şiirinin Hâfız tarafından kullanıldığı hususu eleştiriye konu olmuş, Divân'a şerh yazan şârihleri de zorlamıştır. Literatürdeki yorumlar içinde  en derece ilgi çekici olanı Ehl-i Şîrâzî'ye aittir: 


"Bir gece rüyada Hace Hafız'ı gördüm, ona "Ey bilgide ve fazilette hesapsız, bu kadar fazilet ve kemal sahibiyken sen, neden kendini Yezîd'in şiirine bağladın?" Dedi ki "Vâkıf değil misin ki kafirin malı mümine helaldir"


 Bu yorum esasında mülemmâ düşünüşün gramerini de açığa vurur. Ancak Hâfız'ın Divân'ında bundan fazlası vardır: Bütün  metin boyunca kullanılan "muğbeççe, zünnar, meyhane, savmia, şarap, şarap küpü..." gibi mazmunlar yanında, Yezidin şiirine yer vermek açıkçası küçük bir detay gibidir. Büyük ölçüde Zerdüştlük üzerinden devşirilen bu ıstılahlar şekildeki  mülemmâ kadar düşüncenin derin gramerinde yatan mülemmâyı işaret ettirir. Bu derin mülemmâ Hâfızdan önce Farabi, İbn Sina ve daha başkalarınca başlatılan, ve yine çok daha başkalarınca devam ettirilen bir gelen-ek-tir.