Bu kitabı Şükufe Nihal'in değerli bir arkadaşımın çok sevdiği yazarlardan biri olması vasıtası ile elime aldım.Yoksa ne yalan söyleyeyim pek ilgimi çekmezdi.Sebebi ise gezi yazılarını çok sevmeme karşın kitabın arka kapağıydı ne yazık ki. Arka kapağında Meb tavsiye eserlerinin reklamı olduğu için okulda sınıf kütüphanelerinde bulunan bayağı ve saçma bir çocuk kitabı olduğunu düşünüp yüksek ihtimalle okumazdım bu kitabı.Leyla ile Mecnun Yayınlarından okuduğum bu kitabı kitapçıda ucuz eserlerin satıldığı kitapların arasından sanırım iki liraya almıştım.Yani kötü olduğuna dair de her türlü ön yargı mevcuttu bende.Bu kitabı okumama vesile olan tek şey ise yalnızca Şükufe Nihal'in adıydı.Fakat iyi ki de okumuşum.
Çünkü öncelikle yayınevi beni şaşırttı.Çok temiz ve özenli bir baskı yapmışlar.Kitap önce Şükufe Nihal'in torunu Ali Firuz Bey'in yayım için sunduğu teşekkür ile
başlıyor sonrasında Şükufe Nihal'in kısa bir yaşam öyküsüne ve giriş adında bir önsöz yazısına yer verilmiş.
Ardından yazarın Kız Mektepleri hakkında 1909 yılında yazdığı bir yazının orijinal metnin Latin harfleri ile tekrar yazılmış şeklini daha sonra ise aynı metnin sadeleştirmiş bir Türkçe ile yazılmış halini bize sunuluyor.Bu yayını da Domaniç Dağlarının Yolcusu metni ile beraber vermelerinin sebebi ise hem Şükufe Nihal'in köşede kalmış bu yazısını ortaya çıkarmak hem de onun düşün dünyasını daha yakından görmemizi sağlamak.Zaten kitap hazırlanırken Şükufe Nihal ile ilgili başka eserlerden de yararlanılmış.Bu da kitabın ne kadar özenilerek ve Şükufe Nihal'in mirasına sadık kalınarak hazırlanmaya çalışıldığını bize gösteriyor.Daha sonra ise "Kadın...Ne mi Yapar ? "adlı bir yazıya daha yer verilmiş.
Ve ardindan Domaniç Dağlarının Yolcusu metnine gelinmiş.Bu metin ise yine orijinal metne sadık kalınarak hazırlanmış.Yalnızca günümüz imla kurallarına dikkat
edilerek düzeltilmiş.Günümüzde bize yabancı kalan sözcülerin ise bugünkü anlamları verilmiş.Zaten eser miktarda olan bu sözcükler bugünkü anlamın da verilmesi ile metni iyice anlaşılır ve özüne sadık kılınmasını sağlamış.
İçerikten bahsedecek olursak,içerik Şükufe Nihal'in İnegöl'de Domaniç Dağlarında geçen bir kahramanlık hikayesi duyması ile başlıyor.Hikaye oğlunun düşmana yol gösterip onlara yardım ettiğini duyan bir annenin gözünü kırpmadan oğlunu öldürmesi ile ilgili.Böyle bir cümle ile özetlenen bu hikayeden ve bu kadının vatan sevgisinden çok etkilen Şükufe
Nihal Domaniç Dağlarına sürükleniyor.Tüm kentleri,kasabaları ve köyleri geçerek yüreğinde vatanı duya duya Dominiç'e varıyor.Heyhat hikayeyi bilen kimse çıkmıyor.Bu yüzden başka bir sefere bırakıyor hikayeyi araştırmayı.Ancak sonunda bir şey elde edemese de çok heyecanlandığı köye,vatana,bu toprakların insanına içinde büyük hasret ve sevgi olduğunu görüyoruz. Ama içimdeki gerçekten köylü olmanın verdiği his de onun bir yandan o an var olan siyasi hayattan etkilendiğini,o dönemde köy sevdalısı olmanın moda olduğunu ve aslında köye de gayet yabancı kaldığını söylüyor ki Şükufe Nihal sanki bana söyler gibi köylülere onlardan hiç bir farkı olmadığını onun da köylülerin arasına karışmak istediğini söyleyiveriyor ben de şaşırıp kalıyorum. Ön sözünden çok romantik ama bir o kadar da memleket konularına duyarlı olduğunu öğrendiğim Şükufe Nihal'i hemen annem görüyorum.Dili beni öyle etkiliyor ki.Normalde katlanamayacağım bu içli ve romantik tavır onda gayet samimi geliyor bana.Bütün yol boyu kadınları izliyor Şükufe Nihal.O dönemde köydeki kadının ne kadar çalıştığından,eziyet gördüğünden buna karşın hakkettiği kıymeti görememesinden yakınıyor.Şehirli kadınların hiç çalışmadan rahatça yaşarken köydeki kadınların erkeklerin elinde oyuncak gibi görülmesinden yakınıyor.Yaptığı Fin gezisinden örnek veriyor.Kalkınmanın köyden olacağını söylüyor.Ve en önemlisi ise köylünün içindeki musikiyi unutmasının sebebini köylüde değil aydın geçinenler de görüyor.Finlandiya'da kalkınmasın Fin Prensesinin bile kendini köylüden yüksek görmeyip köyde çalışması ile elde edildiğini söylüyor.Velhasıl kelam bir kahramanlık destanını bulamasa da Şükufe Nihal,Domaniç Dağları'nda yüzyıllardır hor görülen kaderi bir türlü değişmeyen bir Anadolu gerçeği buluyor.
Bu kaderimize hükmedebilme dileğiyle keyifli okumalar diliyorum.