Gönderi

Böyle Polisiye Yazıldı da Biz Mi Okumadık?
Puan vermedi·472 syf.··
2019 18. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2019 17:01
Nihayet Orhan Pamuk ile tanıştık. Geç mi erken mi? Bana göre tam zamanında. Bu zamana gelene kadar çok direndim ama okumayacağım diye. Sevgili https://1000kitap.com/meleenk ve NigRaNigRa bir yandan bastırırken oku diye, ben diğer yandan ayak diredim hep bu zamana. Bu tanışma da Yıldız Ecevit’in Türk Romanında Postmodernist AçılımlarTürk Romanında Postmodernist Açılımlar da etkisi yok değil tabi. Son zamanlarda kuram okumalarım devam ederken, adını sıkça duyduğum ve şiddetle okuma isteği hissettiğim Yıldız Hocanın kitabını edindim en son. Kitap açıklamalarını daha önceden yazılmış eserlerden yapıyordu. Bu eserlerden birisi de Benim Adım Kırmızı. Okuyacağız artık çare yok. Okumaya başladım. Kapak yazısı. Aşk mı polisiye mi? Aman Allah’ım. Bir an camdan aşağıya atıvereyim şu kitabı dedim. Neyse kitap bu atılmaz ya. Aldık da hem, okumak lazım. İç sayfalara geçince ne olduğunu şaşırdım bir an. Konuşan ölüler, nefesini yüzünüze soluyan bir katil, meddahlar, nakkaşlar, bilinmeyen yerler… Kitabı 100-150 sayfa okuduktan sonra ancak taşlar yerine oturdu. Kitap da ben anlatıcı kullanılmış. Romandaki olaylar bir yandan akarken bir yandan da sırayla romanın karakterleri kendi gözlerinden size yaşadıklarını anlatıyor. Bu karakterler arasında öldürülen bir şahıs var ve sizden katilinizi bulmanızı bekliyor. Katil de aynı zamanda bu anlatıcı karakterler arasında. Gördükleri ve düşünceleri üzerinden sizinle konuşuyor. Roman boyunca katilin peşinden koşuyorsunuz. Tabiki bu o kadar da kolay değil. Yazar ve katil sizinle dalga geçiyor. Yazar romanın içine bir de güvenilmez anlatıcı yerleştirerek okuyucunun işini iyice zorlaştırmış. Tam katil bu dediğiniz an da bir kişinin düşüncelerini öğreniyorsunuz ve tüm düşündükleriniz alt üst oluyor. Romanının ana kurgusu bu şekilde ilerlerken yan kurgu da bir de aşk hikayesi ilerliyor. Bu kadarla da sınırlı değil tabiki. Romanda geçen olaylar 1591 yılında yaşanıyor. Ana karakterler nakkaş ve olaylar nakkaşhane etrafında dönüyor. Nakkaşların sanatlarına bağlılıklarını, nakkaşhane kültürünü soluyorsunuz. Aynı zamanda bu nakkaşlardan bir çok eski üstadın çizdiği minyatürlerin hikayelerini öğreniyorsunuz. Daha neler neler. Meddahlar, saray hazineleri, tasavvuf, ölüm, şeytan, yaşam, sanat.. Bunlar çok güçlü bir dil ve gerçekçi olarak anlatılmış. İki, üç sayfayı bulan cümleler var bazı bölümler de. Kitap bazı okuyuculara zor gelebilir ama bence dili o kadar da ağır değildi. Benim edebiyat için bir düşüncem vardır; cümleler, kelimeler okuyucuyu yormamalı, okuyucuyu yazarın anlattıkları yormalı, diye. Bu kitabı da tam bu düşünce üzerine buldum. Kitapla ilgili bir diğer düşündüren konu da anlatılan hikayelerin ve kişilerin doğru olup olmadığı olduğu. Postmodernizmde tarihin yeniden yazımı çok kullanılır. Bazı kişileri araştırdım ve gerçekten yaşadıklarını öğrendim. Yazarın resme derin ilgi duyduğunu biliyoruz. Bu hikayelerin tamamını doğru ve bir kültürün öğeleri olarak kabul edebiliriz. Yine de roman bu, doğruluktan yazarın sorumluğu yok. Postmodernizmle ilgili bir diğer konuda kadim hikayeler ve dinsel öğeler üzerinden yapılan ironidir. Dini bilgime göre, yazar bu topa hiç girmemiş ki , birçok düşünce içinde kitabın içinde kaynak vermiş. Kitap da bir okuyucu ne isterse hepsi var. Aşk, polisiye, sanat, bilinmez diyarlar, roman sanatının yenilikleri, kadim hikayeler, okuyucu konuya dahil etme, edebi doygunluk, güvenilmez anlatıcı. Biraz zor okunuyor ama her okuyucunun eserden keyif alacağını düşünüyorum. --------------------------- Yoğun Spoiler içerir--------------------------------- Neyse genel bir tanıtım yazısı yazdık. Bundan sonra kitabı okuyanlarla dertleşelim biraz. Yahu şu katil olayı beni mahvetti. Hele şu üçkağıtçı Kelebek yok mu, ne pis adammış ya. Keşke katil o çıkaydı. Ben Zeytin’i sevmiştim. Gariban kendi halinde bir adamdı. Dedim ya kitabı 100. Sayfada anlamaya başladım diye. Hemen bizim üç nakkaşın bölüme döndüm. Tek tek okudum. Beni kitapta en çok çarpan bölümlerde onlar oldu. Şu kelebeğin dediğine bakın; “Onun bakışı ve idraki ile sınırlanarak beni anlamaya çalışmayın ve size doğrudan ben söyleyivereyim kim olduğumu. Elimden her şey gelir. Eğlenerek ve gülerek, Kazvinli eski üstatlar gibi çizer, renklendiririm. Gülümseyerek söylüyorum: Herkesten iyiyim Ve sezgilerim doğruysa eğer, Kara'nın buraya geliş nedeni olan müzehhip Zarif Efendi'nin kaybolmasıyla benim hiç mi hiç alakam yoktur.” s. 81/Kelebek ve hemen arkasından söylediği cümle; “Çok çalışırım ve severek çalışırım. Mahallenin en güzel kızıyla yeni evlendim. Nakşetmiyorsam onunla deliler gibi sevişiriz. Sonra yine çalışırım. Demedim bunları. Büyük bir meseledir, dedim. Eğer nakkaşın fırçası kâğıdın üzerinde harikalar döktürüyorsa, karısına girince aynı şenliği kopartamaz, dedim. Tam tersi de doğru olup, karıyı mutlu ediyorsa nakkaşın kamışı, kâğıdın üzerinde öteki kamış sönük kalır, diye ekledim. Nakkaşın hünerini kıskanan herkes gibi, Kara da bu yalanlara inanıp sevindi.” s. 81 / Kelebek Tam bir güvenilmez anlatıcı var karşımızda. Bildiğin yazar okurun kafasını allak bullak etmiş. Sinirli bir de bu Kelebek, tam profesyonel katil. “Bu kıskanç nakkaşlar kalabalığının iftiralarını, sırf ciddiye aldığı için, bu budala Kara'nın, o Çerkez kafasına hokkayı indirmek geldi içimden.” s. 82/Kelebek Sonra Zeytin’e geçtim. Zeytin’inde son cümlesi efsane. Hiçbir katil söyler mi bunu. Zarif Efendi’nin öldüğünü duyduğunda verdiği tepki. “Allah’ım sen bizi koru.” s. 97/Zeytin Allah’ı var Leylek bir pislik yapmadı. Bu konuşmalardan sonra Zeytin’i kenara koyup, Kelebek’i birinci plana yerleştirdim. Katille ilk karşılaştığımız bölümü tekrar okudum. Şu iki cümleden katili üsluptan yakalayacağımızı anladım. “Üslup diye tutturdukları şey, kişisel bir iz bırakmamıza yol açan bir hatadır yalnızca.” “Kar, benim imzam olarak görülebilecek bütün izleri örtüp yok etmiş. Bu Allah’ın da üslup ve imza konusunda benimle ve Behzat'la aynı fikirde olduğunu kanıtlıyor. “ Tekrar Kelebek’e geldim. Şu cümleden imzaya önem verdiği anlaşılıyor ama nasıl güveneceksin. “Çünkü hakiki yetenek ve hüner, altın ve ün sevgisiyle bile bozulmaz. Hatta, doğrusunu söylemek gerekirse, bana olduğu gibi, para ve ün hüner sahibinin hakkıdır ve onu aşka getirir. “ s. 76 /Kelebek Aklımda deli sorular. Devam ettim okumaya. Leylek’in savaşla ilgili birçok resim yaptığını biliyoruz ve eniştenizin ölmeden önce okuyucuya attığı kazığa bakın. “... senin de gençliğinde çizimine katıldığın topların, tüfeklerin, çadırların hepsi;.... hepsi, hepsi yok olacak."s. 197/Enişte Leylek de yeniden devreye girdi derken Üstat Osman neyseki yeniden imdada yetişip bizi üslup konusuna geriye döndürdü. “ Çok gururludur; bu da, imza atacak kadar kendini küçük görebiliyorsa bunun görülmesini ve bilinmesini ister, attığı imzayı saklamaz anlamına gelir.” s. 295/Üstat Osman - Zeytinin Sıfatları “ Musavvir Günahkâr Mustafa Çelebi diye imza attığını gördüm. Çünkü bir üslubum var mı, yok mu, olmalı mı, varsa imzayla ortaya konmalı mı, eski üstatlar gibi saklamak mı, alçakgönüllü imza atmayı mı atmamayı mı gerektirir gibi meselelere kafayı takmadan imzasını gülümseyerek ve bir zafer duygusuyla atar.” s. 300/Üstat Osman - Leylekin Sıfatları Yine Leylek devreden çıktı ve nihayet at çizimi. Hiç düşünmeden çizen Kelebek, üçkağıt yapan Leylek ve kuşkuyla farklı bir çizim yapan Zeytin. “Atı çizişimden kim olduğumu anlayabildiniz mi? Bir at çizmem istendiğini işitir işitmez, yarışma olmadığını, çizdiğim attan beni teşhis etmek istediklerini anladım. Kaba kağıda yaptığım at alıştırmalarımın zavallı Zarif Efendi'nin cesedinin üzerinde kaldığının farkındayım. Ama bir kusurum, bir üslubum yoktur ki benim çizdiğim atlara bakıp kim olduğumu bulabilsinler. Bundan emindim emin olmasına, ama yine de atı çizerken bir telaşa kapıldım. Enişte'nin atını çizerken, kendimi ele verecek bir şey çizmiş olabilir miydim? Şimdi farklı bir at çizmeliydim. Bambaşka şeyler düşündüm bu sefer, "kendimi tuttum" da kendim olmadım. Ama ben kendim kimim? Nakkaşhanenin üslubuna katılmak için kendi içindeki harikaları saklayan biri miyim ben? İçindeki atı bir gün zaferle çizecek biri mi?”s. 321/Katil Tam 321. Sayfada netleştirebilmişiz katili. Hala içimizde bir şüphe olmasına rağmen artık başka bir veri yok gibi. Sonradan öğrendik ki “Allah’ım sen bizi koru.” İnancının kaybetmiş. İronini kralı değil de ne bu? Aynanın diğer tarafına baktığınız da bambaşka bir anlam. Yine katilin konuşmalarından önceden savaş resimleri çizdiğini de öğrendik. Bu kitap aklıma geldiğinde iki şeyi hatırlayacağım ilk önce. Birisi bu ironi ikincisi de güvenilmez anlatıcının katil ben değilim deyişi. Bunlar efsane işler. Ustalık böyle bir şey heralde. Herkese Keyifli okumalar dilerim.
Benim Adım KırmızıOrhan Pamuk · İletişim Yayınları · 201220bin okunma
··
617 Gösterim
10 Yorum
Bu incelemeyi sonuna kadar okuyana kitabi hediye etmelisin.Kitaptan daha uzun inceleme 😀
İbrahim Sisifos
Gönderi Sahibi
İki inceleme aslında :))) 1200 kelime :D
Hahahaha kendimi ve çenemi tebrik ediyorum sana bile OP okuttuğum için çok mutluyum :) Orhancıım böyledir katman katman sen şu an sadece üst kabuğu soydun, az daha derine in bunca sene neden okumadım diye kafanı duvarlara vuracaksın bu kadar net! Ağzına sağlık iyi ki ısrar ettim canım kendim :)))
İbrahim Sisifos
Gönderi Sahibi
Doğrudur. Haklısın.
Kar' ı okuyacağım yakında bende. Ama çok ilgi çekici olmuş inceleme kaleminize sağlık. Hangi kitapla başlayayım bilemedim şimdi. Kafam karıştı incelemeden sonra ))
İbrahim Sisifos
Gönderi Sahibi
Benim de okuduğum ilk Orhan Pamuk eseri. Efsaneydi bence. Kitabın içine giremezseniz çok da sıkıcı olabilir ama. İlgi ve merak ile bitirilebilecek bir eser. Daha kolay kitaplarından da başlanabilir. Çok teşekkür ederim, kıymetli yorumunuz için. Sevgilerimle :)
Orhan Pamuk'un okuduğum ilk kitabı Beyaz Kale'ydi ve dili bana çok yorucu geldiği için (kastım devrik cümle yapısı) bir daha başka kitabını okumam, diye düşünüyordum ve incelemenize denk geldim. Pamuk bu eserinde de devrik cümleleri bolca kullandıysa okumayacağım ama kullanmadıysa kendime de kitaba da bir şans vermek istiyorum. Kitabın dili ile ilgili bilgilendirme yapabilir misiniz rica etsem?
İbrahim Sisifos
Gönderi Sahibi
Dili zor biraz. Çok kolay diyemem ama alışınca okunuyor.
Bu kitap ilk okuduğum kitap.bu yüzden çok zorlanmışdım anlamaya.ama çok sevmişdim.yine okuyacaklarım siyahısında.incelemenizi okudukca kitapı okduğum anları hatırladım.o günlerime dönmek istedim.Teşekkürler :)
İbrahim Sisifos
Gönderi Sahibi
Rica ederim efenim, beğenmenize sevindim. Çok teşekkür ederim, değerli yorumunuz için de ayrıca. Sevgilerimle.
Reklam
İlk olarak Kara Kitap'ı hemen arkasında bunu okumuştum. Aynı yazarın eserleri olduğuna inanamamıştım. Gerek konusu, gerek kurgusu ve edebi derinliği açısından "Benim Adım Kırmızı" bence en iyi Orhan Pamuk romanıdır. (Bu uygulamada, üye olduktan sonra okuduklarım ve incelemelerim kayıtlı, geçmiş dönemde okuduklarımı tekrar okuyarak buraya kaydediyorum)
İbrahim Sisifos
Gönderi Sahibi
Kara Kitap 'ı bende çok merak ediyorum, özellikle hakkında yapılan o kadar yorumdan sonra. Benim Adım Kırmızı' yı çok beğendim. Bundan sonra nasıl gider bilmiyorum. Çıtayı, bu eserden başlayarak, çok mu yükselttim acaba :)
Bu yorum görüntülenemiyor
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.