Ben genç bir öğrenciyken Heisenberg'in kitabını okuduğum sıralarda, onun 1920'lerin başlarında atomik fenomenlerin araştırılmasının önüne güçlükler çıkaran paradoksları ve görünüşteki çelişkileri açıklama şeklinden büyülenmiştim. Bu paradoksların bir çoğu, bazen parçacıklar(particles), bazen de dalga şeklinde karşımıza çıkan atom-altı maddenin ikili(dual) mahiyetiyle bağlantılıydı. O günlerde, fizikçiler 'elektronlar' diyorlardı, ' Pazartesi ve Çarşambaları parçacık, Salı ve Perşembeleri dalga şeklindedir.' Ve fizikçiler bu durumu açıklamaya çalıştıkça paradoksların giderek keskinleşmesi garip bir şeydi. Yavaş yavaş fizikçiler bir elektronun ne zaman parçacık olarak ve ne zaman dalga olarak görüneceğine dair belirli bir sezgi geliştireceklerdi. Onlar, diyordu Heisenberg, matematiksel formülasyonun geliştirilmesinden önce 'kuantum teorisinin ruhuna' nüfuz ettiler. Heisenberg'in kendisi bu gelişmede belirleyici rol oynadı. O, atom fiziğindeki paradoksların, klasik terimlerle atomik fenomenler tasvir edilmeye kalkışıldığında ortaya çıktığını gözlemledi ve klasik kavramsal çatıyı bir kenara atmakta oldukça cesur davrandı.
1925'te, bir atomun içindeki elektronun konum ve hızlarına dayanarak yapılan geleneksel tasviri terkettiğini beyan ettiği bir yazı yayımladı( bunu daha önce Bohr ve başkaları yapmıştı zaten) ve onun yerine fiziksel niceliklerin matrisler denilen matematiksel yapılarca temsil edildiği çok daha soyut bir çerçeveyi kabul etti. Heisenberg'in 'matris mekaniği', kuantum teorisinin mantıksal olarak tutarlı bir formülasyonuydu. Bu yeni formülasyon bir yıl sonra Erwin Schröldinger'in ortaya attığı 'dalga mekaniği' olarak bilinen farklı bir formalizmle ikmal edildi. Her iki formalizm de mantıksal olarak eş değerlidir; aynı atomik fenomenler iki farklı matematiksel dille tasvir edilebilir. 1926 yılının sonunda, fizikçiler artık yetkin ve mantıksal açıdan tutarlı bir matematiksel formalizme sahiptiler, fakat verili bir deneysel durumu tasvir etmek üzere onu nasıl yorumlayacaklarını bilmiyorlardı. Müteakip aylar boyunca Heisenberg, Bohr, Schröldinger ve diğerleri yavaş yavaş yoğu ve ayrıntılı ve çoğunlukla da son derece heyecanlı tartışmalarda bu durumu aydınlığa kavuşturdular. Heisenberg Physic and Philosopy'de kuantum teorisinin tarihindeki bu can alıcı dönemi gayet canlı bir şekilde şöyle ifade etti:
''Kopenhag'da kuantum teorisinin yorumlanmasıyla ilgili tüm sorunların yoğun bir şekilde ele alınması sonunda.. bu durumun eksiksiz bir şekilde.. açıklanmasıyla sonuçlandı. Fakat bu, kolayca kabul ediliverilecek bir çözüm değildi. Bohr ile gece yarılarına kadar uzun saatler boyunca süren ve hepsi de umutsuzlukla sona eren tartışmaları hatırlıyorum; bir akşam, tartışmamız bittikten sonra yalnız başıma yakındaki parkta yürürken şu soruyu defalarca kendime sordum: Doğanın, bu atom deneylerinde bize göründüğü kadar saçma olması mümkün olabilir miydi?''