Yeni Çağın Sıradışı Bilgeleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
67
Gösterim
Adı:
Yeni Çağın Sıradışı Bilgeleri
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
392
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752482401
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ketebe Yayınevi
Çağımızın Seçkin Düşünürleriyle Konuşmalar
Doğu ilmini Batı bilimine yeniden kazandıran Fritjof Capra elinizdeki bu kitapta, arayışının arka planında yatan kültürel, bilimsel ve felsefi işaret taşlarını açıklıyor. Heisenberg’le atom fiziğinin mitlerini çürütüyor, Krişnamurti ile manevi özgürlüğün kapılarını zorluyor. Laing ile akıl hastalığının doğasını sorguluyor. Schumacher ve Hazel Henderson ile ekolojik ilkelerin bilgelikle ilişkisini araştırıyor. Ve İndira Gandhi ile geleneksel Hint toplumunda feminizmin taşıdığı anlamı açıklıyor. Hepsi de yüzyılımıza damgasını vurmuş seçkin düşünür ve eylemcilerle yapılan ilginç konuşmaların yanı sıra entelektüel bir otobiyografi de sayılabilecek bu eser ekonomi, politika, sosyal sorunlar, tıp, psikiyatri, çevre ve maneviyat gibi alanlar hakkında ilgi çekici ve “yeni” kavrayışlar sunuyor. Yeni Çağın Sıradışı Bilgeleri okunmaya değer bir kitap. Fredrich Pohl, New Scientist Dr. Capra’nın günümüz fiziğinin felsefesine getirdiği yorum eşine az rastlanır özgünlükte. John Gribbin, Times Educational Supplement
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
‘’Kartezyen(beden ve zihin) ayırımı’’ diye yazıyordu Heisenberg, ‘’ Descartes’ı takip eden üç yüzyıl boyunca insan zihninin derinlerine sinmiştir ve gerçeklik problemine yönelik gerçekten farklı bir tutumu onun yerine geçirmemiz uzun zaman alacaktır.’’
Bohm’u hareket noktası, ‘bozulmamış bütünlük’(ezeli bütünlük) fikri olup, amacı da kozmik ilişkiler ağında mündemiç olduğuna inandığı düzeni, daha derin bir ‘tezahür etmemiş’ düzeyde açıklamaktır. Bu düzene ‘zımni’ veya ‘katlanmış’ (enfolded) adını vererek onu, her parçasının bir anlamda bütünü ihtiva ettiği bir hologram benzetmesiyle ifade eder. Şayet bir hologramın herhangi bir parçası aydınlatılırsa, her ne kadar bu hologramın bütününden daha az ayrıntı görecekse de, görüntünün tamamını yeniden kurmak mümkün olabilir. Bohm’a göre gerçek dünya aynı genel ilkelere ve bütünün, parçalarının her birinde mündemiç bulunduğu prensibine göre teşekkül etmiştir.
Bohm hologramın, atom-altı düzeydeki zımni (implicate) düzen için bir model olarak fazlasıyla statik kaldığının farkındadır. O atom-altı gerçekliği temelde dinamik olan mahiyetini nitelemek için ‘holo-movement’ terimini icad etmiştir. Onun görüşüne göre holo-movement, maddi kainatın bütün suretlerinin (forms) kendisinden feyezan ettiği dinamik bir fenomendir. Yaklaşımının amacı, bu holo-movement’da mündemiç olan düzeni nesnelerin yapısıyla değil; daha ziyade hareketin yapısıyla ilgilenerek, böylece kainatın hem birliğini hem de dinamik tabiatını hesaba katarak incelemektedir.
Heisenberg, kuantum teorisinin formalizminin, sezgisel uzay(mekan) ve zaman ile neden ve sonuç fikirlerimize dayanılarak youmlanamayacağını biliyordu; fakat aynı zamanda tüm kavramlarımızın bu sezgisel fikirlere bağlı olduğunun da farkındaydı. Klasik sezgisel kavramları alıkoyup onların uygulanabilirliğini(uygulama alanını) sınırlamaktan başka çare olmadığı kanaatine vardı. Heisenberg'in büyük başarısı, klasik kavramların sınırlılıklarını şimdilerde onun adıyla anılan ve Heisenberg kesinsizlik ilkesi olarak bilinen kesin bir matematiksel form içinde ifade etmesiydi. Bu ilke, klasik kavramların atomik fenomenlere uygulanabileceğini tayin eden bir matematiksel bağıntılar kümesini içerir ve dolayısıyla atom-altı dünyada insanın tasavvur gücünün sınırlarını gösterir.
Ben genç bir öğrenciyken Heisenberg'in kitabını okuduğum sıralarda, onun 1920'lerin başlarında atomik fenomenlerin araştırılmasının önüne güçlükler çıkaran paradoksları ve görünüşteki çelişkileri açıklama şeklinden büyülenmiştim. Bu paradoksların bir çoğu, bazen parçacıklar(particles), bazen de dalga şeklinde karşımıza çıkan atom-altı maddenin ikili(dual) mahiyetiyle bağlantılıydı. O günlerde, fizikçiler 'elektronlar' diyorlardı, ' Pazartesi ve Çarşambaları parçacık, Salı ve Perşembeleri dalga şeklindedir.' Ve fizikçiler bu durumu açıklamaya çalıştıkça paradoksların giderek keskinleşmesi garip bir şeydi. Yavaş yavaş fizikçiler bir elektronun ne zaman parçacık olarak ve ne zaman dalga olarak görüneceğine dair belirli bir sezgi geliştireceklerdi. Onlar, diyordu Heisenberg, matematiksel formülasyonun geliştirilmesinden önce 'kuantum teorisinin ruhuna' nüfuz ettiler. Heisenberg'in kendisi bu gelişmede belirleyici rol oynadı. O, atom fiziğindeki paradoksların, klasik terimlerle atomik fenomenler tasvir edilmeye kalkışıldığında ortaya çıktığını gözlemledi ve klasik kavramsal çatıyı bir kenara atmakta oldukça cesur davrandı.
1925'te, bir atomun içindeki elektronun konum ve hızlarına dayanarak yapılan geleneksel tasviri terkettiğini beyan ettiği bir yazı yayımladı( bunu daha önce Bohr ve başkaları yapmıştı zaten) ve onun yerine fiziksel niceliklerin matrisler denilen matematiksel yapılarca temsil edildiği çok daha soyut bir çerçeveyi kabul etti. Heisenberg'in 'matris mekaniği', kuantum teorisinin mantıksal olarak tutarlı bir formülasyonuydu. Bu yeni formülasyon bir yıl sonra Erwin Schröldinger'in ortaya attığı 'dalga mekaniği' olarak bilinen farklı bir formalizmle ikmal edildi. Her iki formalizm de mantıksal olarak eş değerlidir; aynı atomik fenomenler iki farklı matematiksel dille tasvir edilebilir. 1926 yılının sonunda, fizikçiler artık yetkin ve mantıksal açıdan tutarlı bir matematiksel formalizme sahiptiler, fakat verili bir deneysel durumu tasvir etmek üzere onu nasıl yorumlayacaklarını bilmiyorlardı. Müteakip aylar boyunca Heisenberg, Bohr, Schröldinger ve diğerleri yavaş yavaş yoğu ve ayrıntılı ve çoğunlukla da son derece heyecanlı tartışmalarda bu durumu aydınlığa kavuşturdular. Heisenberg Physic and Philosopy'de kuantum teorisinin tarihindeki bu can alıcı dönemi gayet canlı bir şekilde şöyle ifade etti:
''Kopenhag'da kuantum teorisinin yorumlanmasıyla ilgili tüm sorunların yoğun bir şekilde ele alınması sonunda.. bu durumun eksiksiz bir şekilde.. açıklanmasıyla sonuçlandı. Fakat bu, kolayca kabul ediliverilecek bir çözüm değildi. Bohr ile gece yarılarına kadar uzun saatler boyunca süren ve hepsi de umutsuzlukla sona eren tartışmaları hatırlıyorum; bir akşam, tartışmamız bittikten sonra yalnız başıma yakındaki parkta yürürken şu soruyu defalarca kendime sordum: Doğanın, bu atom deneylerinde bize göründüğü kadar saçma olması mümkün olabilir miydi?''
1920’lerde Heisenberg ve Bohr’un başını çektiği fizikçiler dünyanın, birbirinden bağımsız nesneler koleksiyonu olmayıp daha çok birleşik bir bütünün çeşitli kısımları arasındaki ilişkiler ağı şeklinde görüldüğünü fark etmeye başladılar. Sıradan(normal) bilincimizden türetilmiş olan klasik kavramlarımız bu dünyayı ifadeye hiç elverişli değildi. Wener Heisenberg tıpkı öbürleri gibi insan tasavvurunun sınırlarını, geleneksel(conventional) kavramlarımızın uzanabildiği sınırları ve bizim gözlemlediğimiz dünyayla hangi oranda alakadar olmamız gerektiğini keşfetti. Onun büyüklüğü yalnızca bu sınırlamaları ve onların derin felsefi etkilerini kabul etmekle kalmayıp onları matematiksel kesinlik ve açıklıkla belirlemeyi başarmasındandı.
Einstein uzay ve zamanın birbirinden bağımsız şeyler olmadığı kanısındaydı; onlar içten birbirine bağlıydılar ve dört-boyutlu bir sürekliliği, uzay-zaman sürekliliğini oluşturuyorlardı.
Mekan ve zamanın birleştirilmesinin dolaysız bir sonucu kütle ve enerjinin eşdeğerliği ve bir adım daha atarsak, atom-altı parçacıkların dinamik modeller(patterns), yani nesneler değil, olaylar şeklinde anlaşılması gerektiğidir. Budizmde bu durum çok benzer bir şekilde dile getirilmiştir. Mahayana budistleri zaman ve mekanın birbirine geçiştiğinden söz ederler ki, bu, relativist zaman-mekanı anlatmak için mükemmel bir ifadedir; nihayet onlar zaman ve mekanın birbirine geçiştiğini (nüfuz etmekte olduğunu) fark ettiğimiz zaman nesnelerin şeyler veya cisimler şeklinde değil, olaylar şeklinde görüneceğini söylerler.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yeni Çağın Sıradışı Bilgeleri
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
392
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752482401
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ketebe Yayınevi
Çağımızın Seçkin Düşünürleriyle Konuşmalar
Doğu ilmini Batı bilimine yeniden kazandıran Fritjof Capra elinizdeki bu kitapta, arayışının arka planında yatan kültürel, bilimsel ve felsefi işaret taşlarını açıklıyor. Heisenberg’le atom fiziğinin mitlerini çürütüyor, Krişnamurti ile manevi özgürlüğün kapılarını zorluyor. Laing ile akıl hastalığının doğasını sorguluyor. Schumacher ve Hazel Henderson ile ekolojik ilkelerin bilgelikle ilişkisini araştırıyor. Ve İndira Gandhi ile geleneksel Hint toplumunda feminizmin taşıdığı anlamı açıklıyor. Hepsi de yüzyılımıza damgasını vurmuş seçkin düşünür ve eylemcilerle yapılan ilginç konuşmaların yanı sıra entelektüel bir otobiyografi de sayılabilecek bu eser ekonomi, politika, sosyal sorunlar, tıp, psikiyatri, çevre ve maneviyat gibi alanlar hakkında ilgi çekici ve “yeni” kavrayışlar sunuyor. Yeni Çağın Sıradışı Bilgeleri okunmaya değer bir kitap. Fredrich Pohl, New Scientist Dr. Capra’nın günümüz fiziğinin felsefesine getirdiği yorum eşine az rastlanır özgünlükte. John Gribbin, Times Educational Supplement

Kitap istatistikleri