"İnsan tüm varlığıyla içinde barındırdığı iyiye yönelik ne varsa tüm duygularını bir anda, 24 saatte kaybedebilir ya da önceden yaşamadığı, yapamadığı ne varsa 24 saatte bunları gerçekleştirebilir."
Harika bir Stefan Zweig kitabı. Hatta en beğendiğim Stefan Zweig kitabı diyebilirim. Kitap, orta yaş üstü bir kadının kendinden yaşça küçük bir kadına kendi başından geçen, ağırlığını üstünden atamadığı 24 saati anlatmasını anlatıyor. Kitap boyunca bu kadının kumar bağımlısı bir gence olan yardımını, onu o tutkudan kurtarma çabasını okuyoruz. Özellikle karakterimizin bu kumar bağımlısı genci ilk gördüğü zamanlardaki betimlemeleri kafanızda çok güzel bir resim yaratıyor. Hem film izliyor hem kitap okuyor hissine kapılıyorsunuz.
"Yeryüzündeki hiçbir şey bir insanın çaresizliğini, kendisinden böyle tamamen vazgeçtiğini, canlı bir ölü haline geldiğini bu hareketsizlik kadar sarsıcı bir şekilde ifade edemez."
demiş yazarımız.
Zaman zaman kitap bize gencin içindeki bu bağımlılıktan sıyrılıp dünyaya döndüğünü hissettirse de işler görüldüğü gibi olmuyor. Minnettarlık duygusu bağımlılık derecesinde bir tutkuyu yenemiyor anlayacağınız. Yazarımız bu durumu
"Minnettarlık, insanlarda bu duyguyu görmek çok enderdir ve özellikle en çok minnet duyan insanlar bu minnetlerini ifade edemezler." sözüye dile getirmekte.
Kitabın diline bakacak olursak,
Stefan Zweig'ın her zamanki gibi insanın iç dünyasına yönelik betimlemeleri harika. Özellikle kumar masasındaki insanların ellerine bakarak onların duygularını okura aktardığı bölümler gerçekten çok usta bir yazar olduğunu tekrardan hatırlatıyor bize.
Kısa bir kitap zaten olayın içine girince bırakamayacak bir okuyuşta bitireceksiniz.
Kitabı bitirdiğimde derin bir üzüntü bırakmıştı içimde. Üstünden çok zaman geçti hala unutamadım.
Stefan Zweig , Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat