Gündüzdü. Buna rağmen oda karanlıktı. Perdeler örtülü, pencereler kapalıydı. Sigara dumanı, kalın bir sis tabakası oluşturduğu odanın boğucu havasında yüzüyordu. Kapı açıldı ve üniformalı bir polis, karanlık odadaki dalgın adamı selamlayarak içeri girdi. Gözleri savcıyı aradı ama boşuna. Masaya bir dosya bıraktı ve ayakta beklemeye devam etti. Savcı, yerinden kalktı ve perdeyi açtı. Günışığı, içeriyi hevesle doldurdu. Dosya kapağının üzerindeki çirkin el yazısını okuyamadı.
"Nedir bu?"
"Terk edilmiş bir 'Üzüntü'!"
Savcının uyuşmuş gözleri açıldı.
"Bu mümkün mü? Ama nasıl?"
Masaya oturdu ve dosya sayfalarını hızlıca çevirmeye başladı. Heyecanlanmıştı. Polis memuruna oturmasını işaret etti. Sormak istediği çok fazla soru vardı. Nerede, nasıl, kim tarafından terk edilmişti Üzüntü. Bunu başarmak olası mıydı? İnsan iradesi bununla baş edebilir miydi? Bilinçli bir davranışla, insanın üzerinde söz sahibi olmadığı bir duygudan kurtulabilmesi ne kadar büyük bir güç gerektirirdi. Polis memuru ise bunlardan ziyade şimdi ellerinde kalmış olan bu sahipsiz ve kim tarafından terk edildiği belli olmayan yetim 'Acı'yla ne yapacaklarını düşünüyordu.
Savcı birden ayağa fırladı.
"Nerede buldunuz bu Üzüntü'yü?"
"Sahilde efendim. Bir bankın üzerine bırakılmıştı."
"Neden daha önce haber vermediniz?"
"Bu kadar önemli olduğunu düşüneceğinizi..."
"Derhal olay yeri inceleme ekiplerine haber verin. Olay mahalline yarım saat içerisinde istiyorum. Gecikme olmasın. Tek bir iz kaybolursa..."
Savcının, tehditvari yüzü polis memurunun afallamış yüzüyle buluştu. Bunda bu kadar büyütecek ne vardı? Savcı, bunun ne denli büyük bir mesele olduğunu kavrayamamalarına şaşıyordu. Bu, insanın kendi doğasına karşı yaptığı bir devrimdi; kendisine rağmen kendisine karşı kazandığı bir savaş! Bir insanın gerçeğe dönüştürdüğü bu karşı eylem eğer gerçekten olmuşsa, bunu tüm bir insanlık neden topyekun gerçekleştirmesindi. Olay yerine geldiğinde, olay yeri inceleme ekiplerinin bölgeyi emniyet şeritleri ile çevirdiklerini gördü. Parmak izleri alınmıştı. Bank üzerinde bulunan saç kılından failin büyük olasılıkla kadın olduğu anlaşılıyordu. İnceleme bitmiş, ekipler buldukları az sayıda delille birlikte çekip gitmişlerdi. Savcı, Üzüntü'nün bir zamanlar terk edilmiş olarak bulunduğu banka oturdu. Havada asılı kalmış olan parfüm kokusunu sadece kendisi mi alabiliyordu? Üzüntü, çok geniş bir yelpazeye sahip olabileceği gibi tek bir hadisenin tesiri ile de meydana gelmiş olabilirdi. Bunun için kriminal incelemeye ne kadar gerek vardı ki? Türk Dil Kurumu "Olması istenilmeyen olaylardan doğan ruh tedirginliği" olarak tanımlamıştı. Kendi ruh tedirginlikleri aklına geldi. Bencilliğin sırası değildi fakat bunlardan kurtulmanın bir yolu olabilir miydi? Şimdi sırası değildi. Bir kadın neden üzülürdü? Elbette, sorunun evrensel boyutta psikolojik ve sosyal çok fazla yanıtı vardı. Ancak bir kadın benim toplumumda kendi ruhunda bir devrim yaratacak kadar neden üzülürdü? Savcı, kendi sualinden tedirgin olmuştu. Kendince, gerçekleşmiş saydığı bir mucizenin yitip gitmesinden korkuyordu. Bu, tüm mutsuzluklar için bir umut ışığı olabilirdi. Oturduğu yerden sağa sola bakındı. Sanki bu bilinmeyen kadının birden bir köşe başından çıkıp, terk ettiği Üzüntü'yü yeniden sahiplenmeye geleceğinden tasalanıyordu. Bu, felaket olurdu. Gözlerini sahile dikti. Martılar, dalgalar, korna sesleri... Bir sigara yaktı. Kötüyü aklından uzaklaştırmak istiyordu. Ne zaman kötüyü düşünse, başına geliyormuş gibi bir batılı vardı. O el arkasından şimdi uzanacaktı omzuna, parfüm kokusu yoğunlaşacak ve emanetimi geri almaya geldim diyecekti bir kadın sesi. Savcı, dudaklarını ısırdı. Telefonu çaldı. Polis memurunun sesi "Bulduk efendim." dedi. Savcı, dinledikten sonra bir şey söylemeden telefonu kapattı. Havadaki parfüm kokusu dağıldı, gitti. Martılar kayboldu, dalgalar duruldu, kornalar sustu. Savcı, eski bir apartmanın giriş kapısından içeri girdi. Telsiz sesleri, ambulans, komşu kalabalığı, gürültü, ahlar vahlar... Üçüncü katta, iki oda bir salon daireye girdi. Polisler, o geçerken yol verdi. Çerçeve içindeki fotoğraflara baktı. Bir kadın gülüyor. Şimdi, yüz üstü uzanmış yatıyor. Aynı parfüm, tanıdı. Kan, kendince bir yol çizmiş desensiz halının üstünde. Eğildi, açık gözlerine baktı. Yüzü, çenesi morluklar içinde. Sırtında parçalı üç daire, fişeklerin çıkış deliği... Savcı, her şeyi anlıyor. Boşanma tarihi; Üzüntü'nün terk edildiği tarih. Polis memuru, savcının yanına sokuldu.
"Efendim, Kriminal şubeden aradı arkadaşlar. Üzüntü, inceleme neticelendirilemeden ortadan kaybolmuş."
Savcı, anlayışlı gözlerle önce polis memuruna sonra kadına baktı. Üzüntü, yeniden ve sonsuza dek kadının gözlerine tekrar yerleşmişti.