• "Belki içimiz de hiç kimse taş kalpli değil, bizler hepimiz yardım etmek istiyoruz, fakat mahkeme memurları olduğumuz için bizler katı kalpli, kimseye yardım etmeyen insanlar olarak görülüyoruz. Ben bundan çok üzüntü duyuyorum."
    Franz Kafka
    Sayfa 67 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 9. Baskı Ekim 2017
  • Kendimi bildim bileli distopyalara aşık bir kızım. Öyle bir kitap gördüm mü dayanamam. Filmleri de bayıla bayıla izlerim. Distopya aşkı çok başka. Distopya yazarları kendilerine ait bambaşka bir dünya kuruyor ve bunu okuyuculara da gösteriyor. Efsane de bence türünün en iyi kitapları arasına girmiş. Adı gibi efsane olacak bir kitap diyebilirim. Gerçekten çok beğendim. Her sayfasına ayrı hayran oldum. Karakterler ve kurgu gerçekten muhteşemdi. Okuyan çoğu kişi beğenip tam puan vermişti ve öve öve bitirememişlerdi. Başlarken boşa abartı mı diye korkarak başladım ama kesinlikle öyle olmadı. Tüm beğenenlere hak verdim. Yazarımız gerçekten özgün bir kurgu yazmış. Böyle kitapları fazla okuyan biri olarak bu tür bir kurguya daha önce rastlamadığımı gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Yazarın hayal gücü muazzam.

    Konusunu çoğu kişinin bildiğini düşünüyorum. O yüzden konunun üzerinde fazla durmayacağım. Bu kitap beni binlerce duygu karmaşasına soktu. Bir sayfada ağlarken bir sayfada güldüğüm oldu. Hatta ailem delirdiğimi düşünüyor. June ve Day gerçekten efsane olacaklarına inanıyorum. Kitabı bitirince serinin devamını almadığım için çok üzülmüştüm ve hemen serinin devamını da aldım. Rüyalarıma kadar girdi resmen ve üç gün gibi bir süre kendimi toparlayamadım. Sürekli aklımda kitap dönüyordu. Devamında neler olacağını düşünmekten kafam patladı.

    Karakter ve yer betimlemeleri gerçekten güzeldi. Karakterlerin 16 yaşında olması ayrı bir üzüntü sebebiydi. Yaşlarına göre çok olgun ve zekilerdi. Zaten June bir deha. İnsanların sınavlara tabii tutulduğu Cumhuriyet döneminde 1500 alarak en üst sınav rekoruna ulaşan tek kişi. Sınavda belirli bir puanı geçemeyenler çalışma kamplarına gönderiliyor. Day ise Cumhuriyet tarafından aranan azılı bir suçlu. Day ve June'un yollarının nasıl kesişeceğini de kitabı okurken göreceğiz.

    Kitap, Day ve June karakterleri ağzından anlatılıyor. İki kişi ağzından anlatılan kitapları da sevdiğim için bu durum da hoşuma gitti.

    Distopik bir kitap olması kitabın bir oturuşta bitirilmesine neden oluyor. Çünkü bu tür kitaplarda olaylar birbiriyle bağlantılı olduğu için insanın elinden bırakası gelmiyor. Hatta gelecek sayfada bambaşka bir olay da olabiliyor. O yüzden kolay kolay elden düşmüyor.

    Hem kalpleri paramparça edebilecek hem de romantik anlarla yüzleri güldürecek bu güzel heyecan dolu kitaba bir şans vermenizi tavsiye ederim. Özellikle benim gibi distopya severler mutlaka okumalı. Pişman olmayacaksınız.

    Ayrıca Pegasus Yayınları basımı olduğu için kitabın kalitesi de çok iyi. Karakter geçişlerinde yazıların renginin değişmesi çok güzel bir fark olmuş. Tasarım çok orijinal olmuş.

    Bu kitaba tam puan vererek yorumumu sonlandırıyorum. Yeni yorumlarda görüşmek üzere.
  • Ana babanın sevinci, üzüntü ve korkuları gibi gizli kalır.
  • Bizans Elçisi salona girdiğinde, dikkatini çeken ilk şey büyük masanın tam ortasındaki kesik baş olmuştu. Şaşkınlıkla,
    “Yezid bu baş kimindir?” diye sorabildi.
    “Peygamberimizin torunu Hüseyin’indir.”
    Elçi masaya doğru bir kaç adım attıktan sonra, eğilerek kesik başa bir süre baktı. Gözleri buğulanmıştı. Hüseyin’in kıvırcık uzun saç terleri toz içerisindeydi. Parmakları ile o tozları temizler gibi yaptıktan sonra Yezid’e doğru dönerek,
    “Sen nasıl bir hükümdarsın? Nasıl bir hükümdar böylesi bir vahşete izin verir Yezid? Vay senin haline..” dedi. Elçi’nin şaşkınlığına, sitem ve üzüntü de karışıyordu. Hayatında bir kaç defa kesik başlara şahit olmuştu ama bu durum diğerlerinden çok çok farklıydı. “Hiç mi peygamberinize hürmetiniz yoktur. Biz peygamberimiz İsa’nın bindiği eşekteki nalı bulduğumuzda öyle sevindik ve onu gözümüzden bile sakınarak muhafaza ederek, hürmet gösterdik. Sizin peygamberinizin torununun, bir merkep nalı kadar da mı yanınızda değeri yoktur.?”
    Sinan Yağmur
    Sayfa 211 - Profil yayınları
  • Ona eşlik etmek benim için devamlı bir üzüntü kaynağı olurmuş, bu sebeple çoğu zaman hasta ziyaretlerine beni de götürme konusunda tereddüde düşüyormuş; çünkü daima, bütün vakalarda görüldüğü üzere ziyarete gitmek, el sürmek ve muayene etmek zorunda olduğu herkes hasta ve üzgünmüş, mesele ne olursa olsun, kendisi devamlı hasta bir dünyada, hasta insanlar, bireyler arasında hareket ediyormuş; bu dünya sağlıklı olduğunu ileri sürse de, sağlıklıymış gibi yapsa da aslında daima hastaymış ve insanlar, bireyler, sözümona sağlıklı olanlar dahil, daima hastaymışlar. O buna alışıkmış ama belki beni sarsabilir, kendim için zararlı olacak şekilde derin düşüncelere dalmama yol açabilirmiş; ona göre ben zaten daima her şey ve herkes tarafından sarsılmaya, her şey ve herkes konusunda kendime zararlı olacak şekilde derin düşüncelere dalmaya müsaitmişim. Kız kardeşimdeyse bu hal daha da tehlikeli boyutlardaymış. Fakat ona göre, herkesin hasta ve üzgün olduğu gerçeğine, gerçekten hasta ve üzgün dedi, kendini kapamak yanlışmış ve bu sebeple kısa ya da uzun mesafelerde tekrar tekrar, beni ya da kız kardeşimi hasta ziyaretine götürmenin "cazibesine kapılıyormuş". "Bu daima bir risk," dedi. En korktuğu şey, kendisi bizim için daima tam tersini sağlamaya çalışırken ikimizden birinin, kız kardeşimin ya da benim, bir hastanın ve onun hastalığının çizdiği tablo yüzünden hayat boyu zarar görmemizmiş.
  • "Gerçek üzüntü, gerçek aşk kadar ender görülür."