Denize gitmek üzere atının sırtına binip yola çıkmış bir adam akşamüzeri olduğunda yol kenarında bir hana rastladı. Atından indi, denize doğru giden bütün atlılar gibi insanlara ve geceye güvenip atını han kapısının yakınındaki bir ağaca bağladı. Hana girdi.
Herkesin uyuduğu sırada bir hırsız geldi ve gecenin karanlığında yolcunun atını çalarak uzaklaştı.
Sabah olduğunda adam uyandı ve atının çalınmış olduğunu gördü. Atı için büyük üzüntü duydu.
Sonra yolcuyla aynı handa diğer odalarda kalan birkaç kişi geldi ve adamın etrafında durup konuşmaya başladılar.
Ve birinci adam, “Ahırın dışına at bağlamak ne büyük aptallık.” dedi.
Ve ikincisi, “Atını kösteklememek daha da büyük aptallık.” diye ekledi.
Ve üçüncü adam dedi ki, “Denize at sırtında gitmek en büyük aptallıktır.”
Ve dördüncüsü, “Sadece tembellerin ve ayağı yavaş olanların atı vardır.” dedi.
Yolcu bütün bunları büyük şaşkınlıkla dinledi. En sonunda dayanamadı ve haykırdı, “Beyler, atın çalınmasında benim hatalarımı, benim eksikliklerimi sayıyorsunuz. Ama ne gariptir ki, onu çalan hakkında hiçbir şeyi dile getirmiyorsunuz.”
Hz. Ali ne diyor: “Yoğun koşuşturma ve meşguliyetlerin ardından eve gelip Fâtıma’nın yüzüne baktığımda bütün gam, üzüntü ve yorgunluklarım yok olup giderdi.”
Şeyhin zenginliği bu derecelere ayırması, zenginliğin bağlı olduğu şey açısından kaynaklanmaktadır. Şeyh şöyle diyor:
"Kalp zenginliğine gelince; kalbin sebeplere itimat etmekten kurtulması, Hakk’ın hükmüne teslim olması ve halkla çekişmemesidir."
Biliniyor ki bunlar, kalp zenginliğinin şartlarıdır; zenginliğin kendisi değildir. Yani husumet ve çekişmenin var olması ve teslimiyetin yok olması, zenginliğe manidir. Sebeplere itimat etmekten kurtulmak ve Hakk’ın hükmüne teslim olmak, kalp zenginliğinin varlığına işarettir. Yoksa kalp zenginliği sadece bunlarla gerçekleşmez.
Kalp zenginliğinin kemali ancak üçüncü derece ile gerçekleşir. Çünkü birinin zengin olması ancak ihtiyacını giderecek şeyleri elde etmesiyle olur. Kalpte ise büyük bir fakirlik, zirveye çıkmış bir zaruret ve şiddetli bir ihtiyaç bulunmaktadır ki bunu ancak “el-Ganiyy” ve “el-Hamîd” olan Zât’ı bulmakla kurtuluşa ermesi giderir. Bu öyle bir Zât’tır ki kul O’nu bulursa her şeyi bulmuş demektir; yok eğer O’nu kaybederse her şeyi kaybetmiş sayılır. Hakiki olarak zengin Allah olup O’nun dışında zengin olmadığı gibi, O’nunla zengin olan da hakiki olarak zengindir. O’ndan başkasıyla ise kesinlikle zengin olunamaz.
Kim O’nu bulmakla zengin olup başka şeylere karşı müstağni olmazsa, onun nefsi başka şeylere olan üzüntü ve kederinden dolayı parçalanır. Kim de O’nu bulmakla müstağni olursa, her türlü üzüntü ve keder ondan gider; her çeşit sevinç ve sürûra gark olur.